Wednesday, July 22, 2009

'Ölümden öte ne var'

BU YAZI İLK OLARAK EVRENSEL GAZETESİ'NDE YAYINLANMIŞTIR.

Güzel haberler almıyoruz bu aralar. Bir yandan sevdiğimiz, tanıdık yüzlerin vefat haberleri geliyor arka arkaya. Öte yandan tanımasak da yiğitliklerini düşmanlarının pervasızlığından anladığımız yüreklerin milyonların gözü önünde idama mahkum edilişine tanık bırakılıyoruz. İstedim ki önce kısa bir haber-yorum potpurisi yapalım sonra ölümsüzleşen bu güzel insanları analım.

G.SARAY’IN HÂL-İ AHVALİ

Galatasaray, perşembe günü UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turu rövanşında Kazak ekibi Tobol’la oynayacağı karşılaşmayla bir anlamda sezonu açacak. Ali Sami Yen’deki son sezonun ilk maçı olacak bu müsabaka. İlk maçta bir hayli eksik bir kadroyla mücadele eden ‘cimbom’un genç ve yedek oyuncuları pek tat vermemişti. Hatta Arda ve Baros oyuna girene kadar “zayıf” rakibi karşısında hiçbir varlık gösteremediler desek abartmış olmayız. Gerçi takım revire dönmedikçe bu kadroyu bir daha sahada görmeyeceğiz ama yine de eksikliği şimdiden hissedilen bazı noktaları dillendirmekte fayda var. Öncelikle Rıdvan Dilmen’in çok beğendiği Servet-Gökhan Zan ikilisi tam bir saatli bomba. Hele ki 4-3-3 gibi ofansif bir sistemde bu kadar ağır ve oyun kuramayan stoperlerle Galatasaray çok sıkıntı yaşar. Bunu Tobol’un Türkiye 3. Ligi seviyesindeki hücum hattına karşı bile hissettik. Dilmen, 07/08 sezonu öncesi Fenerbahçe için de “15 gol yemez bu takım” yorumunu yapmış sezon sonunda sarı lacivertli takım ligi 37 gol yiyerek tamamlamıştı. Galatasaray, defansını hızlı, atletik bir oyuncuyla takviyelendirmezse benzer bir sona hazırlıklı olmalı. Sarı-kırmızılı ekibin bir diğer büyük sorunu da orta alanda. Rijkaard, 4-3-3 oynatmak istiyor ama elinde Barcelona’daki Xavi ve Iniesta gibi iki virtüöz yok. Galatasaray’ın kısmen çift yönlü ama her iki sahada da sınırlı ve en önemlisi teknik özellikleri yetersiz Barış Özbek-Mehmet Topal-Mustafa Sarp-Tobias Linderoth-Ayhan Akman ve Mehmet Güven’li orta sahasının bu sistemin gerektirdiği hızlı ve isabetli pas trafiğini yaratması imkansız. Bu da Arda-Kewell-Keita gibi ofansif kanat oyuncularının topla oynama imkanlarını minimuma indirecek çok sağlıksız bir durum. Kısacası Rijkaard, 4-3-3 oynamak istiyor ama elindeki malzeme buna ne kadar uygun orası ciddi bir soru işareti. Geçtiğimiz hafta Bayern München’in yeni teknik direktörü Louis Van Gaal’in elindeki kadro uygun olmadığı için 4-3-3 sisteminden vazgeçeceğini açıkladığını da bir dipnot olarak düşelim.

KRİZİN DEĞİŞTİRDİĞİ DENGELER


Ekonomik krizlerden güçlenerek çıkan kesimler her zaman için piyasanın devleri olmuştur. Futbolda da durum aynı. Bir yanda Real Madrid, diğer yanda Arap sermayesinin el attığı Manchester City şu ana kadar harcadıkları 400 milyon avroyu aşkın parayla futbol endüstrisinin tüm dengelerini alt üst etmiş durumdalar. Öyle ki Vatikan’daki Papa’dan, UEFA başkanı Michel Platini’ye kadar herkes bu durumdan şikayetçi. Son olarak OECD yani İktisadi Kalkınma ve İşbirliği Örgütü de futboldaki bu aşırı ve dengesiz para akışının sporu organize suç örgütleri için cazip bir alan haline getirdiğinden dem vurdu. Eh, bizler yani sporun emekten yana sosyalist seslerinin yıllardır parmak bastığı gerçekleri kapitalist kalkınma(!) örgütlerinden geç de olsa duyuyor olmak güzel olmasına güzel de, çözüm var mı? “Laissez faire, Laissez passer” yani “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”ci liberal tavır aynen devam ediyor. Bu ortamın doğurduğu bir başka sonuç da, dünya futbolunda son 10 seneye damgasını vuran İngiliz Premier Ligi’nin kulüplere ve futbolculara uyguladığı yeni yüksek vergili sistem nedeniyle cazibe merkezi olma özelliğini İspanyol Birinci ligi La Liga’ya kaptırması. Yeni yürürlüğe girecek kanuna göre nisan 2010’dan itibaren İngiliz kulüpleri İspanyollara göre %70 daha fazla vergi öder hale gelecek. Bu da kaliteli futbolcuların yavaş yavaş İspanya’ya kaymasına neden olacak (zaten örneklerini şimdiden görmeye başladık). Şimdilik pek de temiz olmayan yabancı sermayenin aşırı harcamalarıyla ayakta duran Premier Lig’in değişen dengelere karşı lider pozisyonunu geri elde etmek için ne gibi hamleler yapacağını ise ileride göreceğiz. Şu bir gerçek ki özellikle bu seneden itibaren İspanya, futbolun bir numaralı adresi olacak.

TENİSTE İSTANBUL KUPASI


Bu yıl 5.si düzenlenecek olan İstanbul Cup, 27 Temmuz-3 Ağustos tarihleri arasında oynanacak. 400 bin dolara yakın bir harcama yapılarak yenilenen Enka Arena’da düzenlenecek olan turnuvadaki en büyük yenilik artık maçların toprak değil de sert zeminde oynanacak olması. Daha önce Maria Sharapova, Venus Williams, Elena Dementieva gibi yıldızlara ev sahipliği yapan turnuvanın katılımcıları bu sene biraz daha mütevazı. Avustralya Açık 2009’da sert zeminde yarı final oynayarak dikkatleri üzerine çeken dünya 7 numarası Rus Vero Zvonareva, turnuvanın en büyük favorisi. İsviçreli Patty Schnyder ve 2007 İstanbul Cup’ta aldığı sürpriz sonuçlarla dikkat çeken İran asıllı Fransız Aravane Rezai turnuvanın diğer öne çıkan isimleri olarak göze çarpıyor. Bilet fiyatlarına gelince; tenisi belli bir zümrenin izleyebilmesi konusunda İstanbul Cup yöneticileri de dünyadaki benzerlerinden farklı düşünmüyor. İlk tur maçları nispeten uygun fiyatlı olsa da son 8’den itibaren fiyatlar 100 TL’nin üzerinde seyrediyor. Kısacası “bu spor bizim, parası olmayanlar otursun evinde izlesin” mesajı veriyor tenisin elitleri yine.

‘İNSANDIR ÖLÜNCE YAŞAR’

Çok gevezelik ettim… Bu hafta, spor ve medya dünyasından iki sevilen Beşiktaşlıyı, iki beyefendiyi, iki delikanlıyı uğurladık ölümsüzlüğe. Eski milli futbolcu/spor yazarı Vedat Okyar ve televizyoncu Orhan Şengürbüz vefatlarıyla sadece Beşiktaşlıları değil takım ayırt etmeksizin tüm spor sevdalılarını hüzne boğdular. “İnsandır ölünce, ölür/İnsandır, yaşarken ölür, İnsandır ölünce yaşar” Ne mutlu Vedat Okyar ve Orhan Şengürbüz’e ki onlar ölünce yaşamaya devam edenlere dahiller.
Bir de yaşarken ölüme mahkum edilenlerimiz var. Kanser hastası olmasına rağmen canı candan sayılmayarak tedavi olmasına izin verilmeyen İsmet Ablak yaşamını yeni yitirdi. Şimdi de tek suçu tanımadığı insanların kurtuluşu için mücadele etmek olan Güler Zere’yi göz göre göre ölüme terk ediyor Türkiye Cumhuriyeti’nin kokuşmuş adaleti. “Ölüm, böyle altı okka koymaz adama/Susmak ve beklemek, müthiş” demiş ya benzersiz şairimiz Ahmed Arif; susmayalım artık, göz göre göre insan harcayan bu zulüm çarkına sessiz kalmayalım. Kanserden muzdarip Güler Zere’nin 70 milyonla dalga geçercesine ölüme mahkum edilmesine en hırçın haykırışlarımızla engel olalım: GÜLER ZERE’YE ÖZGÜRLÜK!..

No comments: