Showing posts with label roland garros. Show all posts
Showing posts with label roland garros. Show all posts

Sunday, June 8, 2008

Rafael Nadal: Roi De Paris



Rafael Nadal - Roger Federer 6-1 6-3 6-0

Phillip Chatrier'de bir tarih yazıldı bugün. Toprak kortun görmüş olduğu en büyük oyuncu Rafael Nadal, tenis tarihinin efsanevi ismi Bjorn Borg'un çok değil bundan 5 sene önce dahi kırılması imkansız denen rekorunu egale ederek adını henüz 22 yaşında Roland Garros'un turuncu yüzeyine kazıdı. Dile kolay yenilmeden üst üste kazanılan 28 Fransa Açık maçı ve arka arkaya tam 4 şampiyonluk. Rekorlar, elbette kırılmak için vardır ve şimdilik Nadal'la Borg'un paylaştığı bu rekorun kırılması için herkes önümüzdeki seneyi beklemeye başladı bile. Zira bir mucize olmazsa Rafa'yı burada yenmek kelimenin en mütevazi haliyle imkansız!

Halbuki Roger Federer maç öncesi umutluydu. Tüm sezon çalışmalarını bugün Nadal'ı yenebilmek adına yapmıştı ama 2008 Roland Garros finali onun için tam bir kabusa dönüştü. Henüz maçın başında servisini kırdırdı ve 2.setin ufak bir bölümü hariç İspanyol rakibine karşı direnemedi bile. Rafael Nadal öyle mükemmel bir oyun çıkardı ki tenis tarihinin en büyük ismi olarak gösterilen Roger Federer'i sıradan bir tenisçi haline çevirdi. Roger'nin en mükemmel forehand'lerini dahi koşan duvar kimliğiyle etkisiz kıldı ve her topu kortuna geri dönen Federer daha maçın başında zaten kırılgan olan moral motivasyonunu kaybetti. İsviçreli raket duygularını çok iyi gizleyebilen bir isim ama esasında çok duygusal ve psikolojik açıdan pek de güçlü olduğu söylenemez. Kazanmaya o kadar alışkın ki işler yolunda gitmediği anlarda panikliyor ve bu performansını arttırmasına engel oluyor. Özellikle Nadal'a karşı oynadığı zaman bunu hissetmek çok mümkün. O kadar çok basit hata yaptı ki bir ara The Royal Tenenbaums filmindeki Richie Tenenbaum gibi kortun ortasına oturup ağlayacağını düşündüm. Belki de kariyerinin en kötü maçlarından biriydi ama bunun en büyük sebebi Nadal'ın korttaki mutlak hakimiyetiydi. Maç sonu ise El Matador acımasız performansı için kendini Federer'den özür dilemek zorunda hissetti.

Evet, Phillip Chatrier Nadal'ın Vamos nidalarıyla inlerken Paris kellesini uçuramayacağı yeni bir kral kazanmış oldu. Rafael Nadal artık ismi Bjorn Borg'le eş değer bir efsane ve tenisin ilk süperstarını geçmesi için önünde daha koca bir kariyer var. Tebrikler Rafa!

Saturday, June 7, 2008

Ana Ivanovic: Yeni Şampiyon, Yeni Kraliçe, Yeni Kahraman




Ana Ivanovic - Dinara Safina 6-4 6-3

Henin'in vedası sonrası yeni kraliçesini arayan WTA'in beklediği kurtarıcı fazla gecikmedi. 20 yaşındaki Sırplar'ın büyük umudu Ana Ivanovic artık sadece büyük bir umut olmaktan ibaret değil. O şimdi bir şampiyon. Hatta daha da ötesi.

Dünyada bayanların yeni bir numarası Ana, aslında en zayıf olarak gösterildiği bir alan olan toprak kortta şampiyonluk yaşayarak ileride neler yapabileceğinin sinyallerini verdi. Geçtiğimiz sene Fransa Açık ve Avustralya Açık'ta Henin ve Sharapova'ya kaybeden Ivanovic'in karşısında bugün nispeten daha tecrübesiz bir isim vardı. Rus Safin ailesinin ikinci gururu Dinara Safina büyük bir sürpriz gerçekleştirerek ulaştığı finalde elinde geleni yaptı. Sharapova, Dementieva ve Kuznetsova gibi devlere karşı çok başarılı olan baseline savunmasını Ivanovic karşısında da zaman zaman etkili olarak kullandı ve cesur winner'ları etkileyiciydi ama kendi servis oyunlarına tutunamaması ve kritik oyunlarda yaptığı basit hatalar bir sürprize daha imza atmasına olanak vermedi.

Ivanovic de esasında gerçek performansından uzaktı. Zaten hiçbir zaman iyi bir baseline müdafaacısı olmamıştır ve oyun tarzı da toprak kort için biçilmiş kaftan sayılmaz ama yine de benim Ivan Lendl'a benzettiğim müthiş gücünü ve acımasız forehandlerini çok iyi kullanarak oyunun hakimiyetini eline geçirdi. Servislerinde sorun yaşayan Dinara'yı etkili forehand servis geri dönüşleriyle cezalandırmayı bildi ve göründüğünden daha zor geçen bir maçı kazanarak başarılarla dolu geçmesini beklediğimiz kariyerinin ilk büyük zaferine imza attı.

Şimdi Ana'nın önünde grand slam'lerin kraliçesi Wimbledon var. Power oyununu, çok geliştirdiği hızını ve kondüsyonunu göz önüne alırsak orada da zafere ulaşma şansı yüksek. Fakat unutmamak gerek ki bu kez karşısında toprak kort handikapını hissetmeyecek olan Williams kardeşler ve kaybettiği WTA 1 numarası ünvanını geri kazanmak isteyen hırslı bir Sharapova olacak.

Roland Garros'08, Erkekler Yarı Final

Bu yazıyı dün yazmam lazımdı ama maç izleme koşuşturmasıyla yoğun sınav programım birleşince vücudumun iflası kaçınılmaz oldu.

Rafael Nadal - Novak Djokovic 6-4 6-2 7-6

Neyse güne Phillip Chatrier'deki merakla beklenen Rafael Nadal-Novak Djokovıc mücadelesiyle başladık. Her zaman yüksek özgüveniyle görmeye alıştığımız Sırp raket toprak kortta Nadal'ın çita hızında bir duvar kimliğine bürünmesi sebebiyle konsantrasyonunu erken kaybetti ve kolay kırdırdığı servis oyunlarıyla 1 saat içinde 2-0 geriye düştü. Üçüncü setin ortalarına kadar kendi gibi değil de ortalama bir tenisçi gibi oynayan ve ben dahil herkesi hayal kırıklığına uğratan Novak, sonlara doğru nihayet oyununu buldu ve 3.setin 10.oyununda servis kırarak maça geri döndü. Nihayetinde tie-break'e kadar zorladı İspanyol rakibini ama insandan ziyade bir makina gibi işleyen Nadal, maçın en kritik anlarında performansını en üst düzeye taşıyarak karşılaşmayı kazanmayı bildi. Kuşkusuz Federer gibi yaşayan bir efsanenin bile tüm kusursuzluğuna rağmen toprak kortta deviremediği bir isim Nadal ve Djokovic'ten bugün bir galibiyet beklemek hayalcilik olurdu. Tabii ki maçı biraz daha zorlamasını en azından gerçek performansını sahaya yansıtabilmesini beklerdik ama Nadal'a karşı bunları hem de bu kadar genç yaşta yapmak o kadar da kolay iş değil. Birkaç düzine fırına ihtiyacı var muzip Sırp'ın. O da el mahkum, Paris'te herkesin Nadal için söylediği şarkıya devam etmek mecburiyetinde; "Belki, bir gün...".

Ha bu arada Bay Roland Garros için de bir iki laf söylemek zorundayız galiba. 21 yaşında şimdiden bu kortların efsanesi olan Nadal, dünya tarihinin gördüğü en ideal toprak kort oyuncusu ve onun kadar iyi bir yavaş kort oyuncusu daha görebilir miyiz? Açıkçası hiç sanmıyorum. Müthiş bir kuvvet, harika bir backhand, kusursuz bir baseline savunması, dudak uçuklatan bir hız... Eksikleri yok mu? Tabii ki var ama bu hali Roland Garros'un gelmiş geçmiş en büyük efsanesi olması için fazlasıyla yeterli. Vamos Rafa!

Roger Federer - Gael Monfils 6-4 5-7 6-3 7-5

Günün ikinci maçında dünya bir numarası Roger Federer, turnuvadaki son Fransız Gael Monfils'e karşı yine kendini pek sıkmadan oynadı ve tıpkı Gonzales'e karşı olduğu gibi bir set kaybetmesine rağmen en zorlandığı anlarda bile rahat görünmesini bildi. Fedex'i hepimiz biliyoruz ama Monfils, kendisine Fransızlar'ın neden bu kadar güvendiğini gözler önüne süren bir performans sergiledi. Canlı yayında Cahit Yavuz'un da dediği gibi atletik vücudu ve koordinasyonu tenis için çok uygun. Bunun yanında çok güçlü bir servise ve forehand'e sahip. Bu özelllikleriyle şimdiden önemli bir baseline ve power oyuncusu olması mümkün. Tabii ki henüz 21 yaşında ve kendini geliştireceğini de göz önüne alıyorum.

Sonuç olarak Roland Garros'ta yine aynı film. Yine bir Rafael Nadal-Roger Federer finali. Pazar günü görüşmek üzere. Mantığım Nadal gönlüm Federer diyor, ama her zaman olduğu gibi mantığımın kazanacağına eminim.

Wednesday, June 4, 2008

Roland Garros'08- Final Four

Fransa Açık 2008'de keyifli bir turnuvanın son günlerine yaklaşırken tek bayanlarda Doğu Avrupalılar, tek erkeklerde ise "Büyük Üçlü"'nün hakimiyeti kendini iyice göstermeye başladı.

Henin'in vedası, Mauresmo'nun sakatlıklarla dağılan konsantrasyonu ve Williams kardeşlerin form düşüklüğü sonrası meydanı iyice ele geçiren Doğu Avrupa tenisi, Roland Garros'ta toprak kort icin genellikle zayıf olarak tanınan ekollerine rağmen 2008'e tamamen damgasını vurmuş durumda. Hem de en iddialı temsilcisi Maria Sharapova'nın turnuvaya erken veda etmesine rağmen.

Yarı finalde iki Rus, Svetlana Kuznetsova ve epik geri dönüşlerden sonra Sharapova ve Dementieva gibi isimleri eleyerek buralara gelen Dinara Safina karşı karşıya gelirken, kuranın diğer tarafında Sırp tenisinin gözbebekleri Ana Ivanovic ve Jelena Jankovic finale yükselme mücadelesi yapacak. Madem söz buraya geldi bir önceki yazımda yaptığım tahminleri de bir gözden geçirelim bakalım. Şampiyon adayım Svetlana Kuznetsova yarı finale kadar beklediğim gibi hiç zorlanmadan geldi, erken elenir dediğim Sharapova da sözümden çıkmadı. Fakat güçlü bir geri dönüş yapmasını beklediğim isimlerden Serena Williams çuvalladı ve açıkçası Dinara Safina'da beni şaşırtan bir çıkışa imza attı. Safina demişken, Sharapova'yı 4.turda elemesi bir yana Dementieva karşısında ilk seti kaybedip, ikinci sette 5-2'den geri dönerek maçı kazanması hakikaten takdire şayandı. Antipatiklik konusunda abisi Marat Safin'den geri kalmayan Dinara'nın heybetli fiziğine karşın kortta bu kadar hareketli olması ve Dementieva gibi bir baseline ustasını neredeyse tüm maçı dip çizgiden oynayarak devirmesi etkileyici. Fakat kontrol edemediği siniri ve heyecanı onu en üst seviyeden uzak tutacak noktalar olacaktır. Kuznetsova karşısında kendisine şans tanımıyorum, Ivanovic-Jankovic mücadelesinde ise tarih tekerrür eder ve Ivanovic vatandaşını yine devirir. Şampiyon adayım, halen değişmedi. Dediğim gibi bu sene Kuznetsova'nın senesi.

Ve erkekler... Artık erkekler tenisini "büyük üçlü ve diğerleri" olarak kategorize etmek pek de yanlış olmayacaktır. Tabii ki toprakta Nadal ve heryerde Federer'in yeri ayrı ama Djokovic de bu ikiliye rahat nefes alma şansı tanımayacaktır. Rafael Nadal ikinci evi Paris'te güle oynaya yarı finale kadar çıkarken, Djokovic karşısında ne kadar zorlanacağı benim en büyük merak konum. Kaybedeceğini zannetmiyorum, İspanyol boğası toprakta hakikaten ayrı bir hakimiyet sergiliyor. Öte yanda İsviçreli raket Roger Federer her zamanki gibi eşsiz tekniği ve zarafetiyle izleyenleri büyülemeye devam ediyor. Bugün oynanan maçta Şilili Fernando Gonzalez'e karşı ilk seti kaybetmesine rağmen sonrasında kusursuz bir maç çıkaran Fedex belki bu sene de Nadal'a kaybedecek ama bu, döneminin ve tenis tarihinin en zarif, en becerikli ve en asil raketi olduğu gerçeğini kesinlikle tehdit edemeyecek. Açıkçası kaybeden bir Federer bile toprakta dahi tartışmasız şampiyon Rafael Nadal'dan çok daha fazla keyif veriyor. Böyle bir repertuar, böyle bir özgünlük... Gerçekten hayran olmamak elde değil. İsviçreli için en büyük handikap her zaman mükemmelliğinin getirdiği baskı olmuştur ve onu zorlayan tenisçiler de hep bu yönünden en çok faydalanan isimlerdir. Kaybetmeye alışık olmayan psikolojisi zaman zaman onun en büyük düşmanı haline geliveriyor ve toprak kortta Nadal bu özelliğe fazlasıyla sahip, adeta bir duvar gibi en mükemmel ve zarif topları bile geri döndürmesi de cabası. Bir önceki yazımda Federer'e bu psikolojik zayıflığı yüzünden fazla şans tanımamıştım ama bu sene, bir ihtimal Nadal'ın toprak korttaki sorgulanamaz hakimiyetinin sonlandığı sene olabilir gibime geliyor. Tabii, Federer adına şampiyonluk hayalleri kurmadan önce "hometown hero" Gael Monfils karşısında neler yapacağını görmek lazım. Fransız raket, turnuvada evsahibi izleyicisinin elinde kalan son umut ışığı ama bu hüzmenin de pek de parlak olmadığı, önce Federer sonra da Nadal-Djokovic gibi rakiplerle karşılaşacağını düşünürsek aşikar.

Saturday, May 24, 2008

Roland Garros 2008- İlk Bakış



Tamam, Justine bizi terk etti(zaten kim etmedi ki, hem biz kimiz?) pekiyi tenis dünyası genel olarak yavan bir sezon geçiriyor ve yine eyvallah ki, Fransa Açık son dönemlerde gidişatını yüzde yüz oranda kestirebildiğimiz düdük Hollywood filmlerine benzemeye başladı ama yine de tüm bu olumsuz faktörlerin tenis ve grand slam açlığımı dindirdiği zannediliyorsa, sen okuyucu, bu yazarın geride bırakmak üzere olduğumuz Nba sezonunda tam 95 Cleveland Cavaliers maçını soluksuz izlediğini bilmiyorsun demektir. Tsiyeeeaaah! Hiçbir şey bu zavallıyı sportif saplantılarından kurtaramaz.


Rafael Nadal, Fransa Açık'ın ve toprak kortun James Bond'una dönmüş vaziyette. Yazının başında belirttiğim gibi hiçbir türlü kötü son göremediğimiz Hollywood filmlerine dönmeye başladı Roland Garros. Öyle bir adam hayal edin ki çıktığı 102 toprak kort maçının 100'ünü kazanmış. Bu turnuvadaki hali daha da berbat: 21 galibiyet 0 mağlubiyet! E haliyle de peşpeşe kazanılan üç şampiyonluk... Bu sezon da hikayenin pek farklı olacağını sanmıyorum. Her ne kadar Roger Federer, Nadal'ı toprak kortta yenmek için yeni sistemler geliştirdiğini iddia etse de İsviçreli raketteki form düşüklüğünü de göz önüne alırsak Nadal'ı toprakta sadece kendisinin yenebileceğini söylemek çok da cesaret gerektiren bir şey olmaz. Son dönemde dizinden 1-2 ufak problem yaşayan Nadal turnuva boyunca sağlığını koruyabilirse üst üste 4. şampiyonluğuna ulaşacaktır. Bu da İsveçli efsane Bjorn Borg'un Wimbledon'dan sonra Roland Garros'ta da rekorlarına ortak olunması anlamına gelecek ki, çok değil 90'larda yani Sampras ve Agassi'nin ortalığı kasıp kavurduğu dönemlerde Borg'un rekorlarının kırılmasının imkansız olduğu konsensusuna varılmıştı. Öte yandan son dönemin en iddialı rekabet "freak"'lerinden Novak Djokovic'in limitlerinin her zaman için çok yukarılarda olduğunu ve Avustralya Açık'taki gibi bir sürpriz yaparsa hiç şaşırmayacağımı da ekleyeyim. Ya da yok abartmayayım kesinlikle şaşırırım ama şunu söyleyeyim Federer Nadal'ı yenerse bu benim için daha büyük bir şok olur.

Ada'nın yıllar geçtikçe daha büyük bir hayal kırıklığı olma yolunda büyük adımlar atan yetenekli ama aklı yarım ismi Andy Murray kendisinden halen patlama bekleyen insanlar varsa onlara yine hüsran yaşatacaktır. Avustralya 2008'in sürpriz isimlerinden Jean Wilfried Tsonga ise "one hit wonder" olma yolunda kaydettiği hatırı sayılır mesafelere bir de diz sakatlığı sebebiyle Fransa Açık'ı kaçırma hanesi ekleyecek ki bu da Yannick Noah'dan beri kendi evlerinde gülemeyen Fransızlar'ın zaten az olan umutlarının sıfırlanması demek. Sonuç olarak finali Nadal'la Federer oynar ve şampiyon İspanyol raket olur. Philippe Chatrier yine vamos! nidalarıyla inler.

Bayanlarda ise Justine Henin'in vedasına sevinebilmek için neden arayan 2-3 serseri varsa bu seneki turnuvanın onun yokluğunda daha heyecanlı geçecek olmasına bel bağlayabilir mevzubahis hainler. Henin son 5 turnuvanın 4'ünü kazanmıştı ki ezici oyunu sebebiyle finaller finalden çok 1.tur mücadelesi şeklinde geçmişti. Bu sene ise onun yokluğunda Serena Williams, Jelena Jankovic, Maria Sharapova, Ana Ivanovic ve sürpriz şampiyon adayım Svetlana Kuznetsova turnuvanın favorileri arasında gösterilebilir. Avustralya Açık 2008'in şampiyonu Maria Sharapova turnuva öncesi yaptığı açıklamada bu turnuvayı kaybetmenin kariyerinin sonu olmayacağını belirtmişti yani şimdiden defansif bir tavır belirlemiş durumda ki bu onun rekabetçi yapısına hiç uyan bir davranış biçimi değil. Büyük ihtimalle bu açıklaması sebebiyle Nike tarafından kulakları çekilmiştir. Sharapova gibi "oyunu toprak korta uymayangillerden" Ana Ivanovic de son Roland Garros'ta finale kalarak herkesi şaşırtmıştı. Bu turnuvada ise güçlü bir geri dönüş yapmasını beklediğim Serena Williams ile aynı torbada olması onun dezavantajına, çeyrek finalde elenebilir. Geldik şampiyon adayım Svetlana Kuznetsova'ya! Biliyorum biraz cesurca ama Rus raketin bir geçiş döneminde olan bayanlar tenisinde bu sallantılı dönemden faydalanabileceği umudunu taşıyorum. Ivanovic'i olası bir çeyrek final eşleşmesinde elerse yarı finalde de vatandaşı Sharapova'yı yenecek güce sahip olduğuna eminim. Asıl soru finalde karşısına kim gelecek? Serena Williams mı Jelena Jankovic mi? Ne olursa olsun kendisinden üstün bu iki tenisçiyi de alt ederek büyük maç kazanamama handikapını en azından bir turnuvalık yeneceğini öngörüyorum.

Herkese iyi seyirler.

Thursday, May 15, 2008

Au Revoir Justine!



Gecenin saçma sapan bir vakti telefon çalar, ahizedeki ses karanlıktır ve başınızdan ayaklarınıza buz gibi suların indiği o şok anını yaşarsınız. Haber genellikle bir yakının ölümüdür ve her kötü haber gibi çabucak size ulaşır. Şanslıyım ki ömrümde böylesine bir anı henüz yaşamadım ama benzerini dün spor haberlerini kontrol etmek için bilgisayarımı açtığımda tecrübe ettim. “Henin announces shock retirement”.- sessizlik-

Her sporcunun vedası üzücüdür. Adı üstünde bir oyunu oynayan oyuncular bunlar nihayetinde, elvedaları bir manada da bebeğin oyuncağını kendi isteğiyle yere atmasna benzer ve bir daha onla oynamak istememesine. Jübilelerinde yahut basın toplantılarında gözyaşı dökmeleri alışıldık görüntülerdir. Eğer biraz şanslılarsa seyircilerin de bir iki damla gözyaşı döktüğüne şahit olunur. Mesleklerine, kulüplerine veya sevenlerine bırakacakları mirasın büyüklüğünün göstergesidir bu gözyaşları. Gheorghe Hagi’nin vedasında tribünde, Michael Jordan’ın vedasında ise televizyon başında ağlamamak için kendini zor tutmuş biri olarak Henin’e karşı olan hislerimi de açığa vurmaktan çekindiğimi itiraf edeyim. Dediğim gibi bir sporcunun vedası her zaman üzücüdür ve benim gibi onlara büyük saygı besleyen bir adamı da bu elvedalar her zaman derinden etkiler.

Justine Henin, annesini kanser yüzünden kaybettiğinde henüz 12 yaşındaydı. Roland Garros’ta ilk grand slam’ini kazandığındaysa 21’di ve ilk sözleri şampiyonluğunu annesine armağan etmek olmuştu. 1.65’i zor bulan boyuyla bu 60 kiloluk cengaver, kendisinden çok daha iri, hızlı ve atletik rakiplere karşı kariyeri boyunca tam 7 grand slam kazandı. Fiziksel gücün bu kadar ön plana geçtiği bir sporda sanki Billie Jean King’in bu dönemde de yaşasa başarılı olabileceğinin kanıtı gibiydi. Tekniği göz alıcıydı ve mücadelesi her zaman üst düzeydeydi. Tenis tarihinin nev-i şahsına münhasır efsanelerinden günüzümün renkli yorumcusu John McEnroe’nun da her zaman dediği gibi erkekler tenisi dahil dünyadaki en iyi tek el backhand’e sahipti ki sadece bu bile müthiş tekniğini ispatlamaya yetecek bir söz. Günümüzün rekabet manyağı dünyasında mutluluğunu hırsına tercih edebilecek kadar nahif yürekli ve dünya 1 numarasıyken hayatını kazandığı sporu bırakabilecek kadar cesur bir kadındı. “Her koşulda en iyi ben olmalıyım” diyen başarı için her yolu mübah sayan sayısız hilekarın, dopingçinin kol gezdiği bir arenada kazanamadığı tek turnuva olan Wimbledon için “onu kazansam da kendimi şu andakinden daha mutlu hissetmeyeceğim” diyebilen bir atletti. Veda ederken söylediği sözler içinde en anlamlı olanı ise kuşkusuz şuydu: “Hayatım boyunca harcayabileceğimin 3 katı kadar para kazandım”. Justine, 21.yüzyılda yaşıyorsun. Harcanamayacak para yoktur. İnsanın aklına senede 7 milyon dolarlık konrat teklifini “ben o parayla ailemi geçindiremem” diyip kabul etmeyen Latrell Sprewell gibileri geliyor.

“Kendimi kandırmak istemiyorum, vücudum artık bunu kaldırmıyor”. Basın toplantısındaki veda sözlerinden biriydi. Dünya 1 Numarasıyken söyledi bu sözleri ve sonrasında biraz da umut verdi: “Tabii ki özleyeceğim şeyler olacak ama...” Devamını boş verin umut kırabilir. Bu sözü hatırlamak en iyisi. Son olarak da L’Equipe’e yaptığı açıklamada nasıl hatırlanmak istediğini söyledi “ Farklı bir oyuncu olarak hatırlanmak isterim, büyüklere kafa tutup onları yenebilen küçük biri”.Bundan çok daha fazlasını hatırlayağız Justine, Senin bir şampiyon ve tenis tarihinin en iyilerinden biri olduğunu. Yeri dolmayacak bir boşluk bıraktığını da. Au Revoir!