Showing posts with label rafael nadal. roger federer. Show all posts
Showing posts with label rafael nadal. roger federer. Show all posts

Wednesday, July 8, 2009

Wimbledon'ın ardından

BU YAZI İLK OLARAK EVRENSEL GAZETESİ'NDE YAYINLANMIŞTIR.

Bismillah demeden önce, Wimbledon keyfimizin içine ettiği için CNN Türk’e ve Doğan Grubu’na sevgilerimizi iletelim. Zaten pek bir sevişirdik kendileriyle, bu da kreması oldu. Hayır, doğru dürüst yayınlamayacağınız maç yayınlarını neden satın alırsınız ki? Senelerdir aynı sıkıntıları çekiyoruz. Çeyrek finale kadar olan maçların tamamını uydu üzerinden şifreli kanaldan yayınladı D-Spor ekibi. Final maçını dahi kablolu yayından takip edemeyen, şifre engeliyle karşılaşan onlarca insanın protestosunu bizzat ben işittim. Sporsever mağdur; Eurosport’u çok aradık.

Turnuvaya gelince 2 hafta önce ne yazdıysak hemen hemen hepsi gerçek oldu. Bayanlarda, formsuz üçlü Ana Ivanovic, Jelena Jankovic ve Maria Sharapova erken havlu atarken erkeklerde Novak Djokovic kötü gidişini burada da sürdürdü. Britanyalılar’ın umudu Andy Murray ise yarı finalde turnuvanın en güzel maçlarından birinde Birleşik Amerikalı adaşı Roddick’e kaybederek Ada’yı hayal kırıklığına uğrattı.

Kadınlar finali beklendiği gibi Serena Williams ve Venus Williams arasında oynandı. Abla Venus’un kendisinden beklenmeyecek derecede pasif ve çekingen oynadığı karşılaşmada Serena’nın gücü tüm kortu domine etti desek abartmış olmayız. Nihayetinde Amerikalı raket 10. grand slam şampiyonluğunu iki setlik kolay bir finalin ardından kazanarak adını Açık Tenis Tarihi’nin efsaneleri arasına yazdırdı.

Kadınlardaki tekdüzelik ve sürpriz eksikliği erkekler finalinde de devam etti. Evet, 4 saatten fazla süren ve son seti 16-14 biten, birçoklarına göre epik olarak nitelenen finalin bence hiçbir “epik” tarafı yoktu. Hele hele son 2 senedeki Nadal-Federer finallerinin yanına dahi yaklaşamayacak bir mücadeleydi. Andy Roddick kariyerinin en iyi maçlarından birini oynadı. Akıl almaz servis performansı çok küçük -ama kritik- anlar dışında hiç düşmedi. Hatta 2. setin tie-break’inde 6-2 öndeyken üst üste 6 puan kaybederek seti vermese belki de şimdi Federer’in ne kadar insanüstü olduğunu değil de Roddick’in tüm dünyayı nasıl şok ettiğini konuşuyor olacaktık. Roddick’in harika servis performansından bahsedip de Federer’i es geçmek olmaz. Tam 50 ace attı süper yıldız (Wimbledon rekoru 51’le Ivo Karlovic’e ait). 107 winner vuruşuna karşılıksa sadece 38 basit hata yaptı. Gerçekten Roddick’in de Federer’in de hücum performanslarına diyecek yoktu. Fakat savunmada aynı agresifliği gösteremediler ve rakibin hata yapmasını bekleyen oyunları maçın sonsuzluğa doğru uzamasına neden oldu. Neredeyse hiç ralli izlemedik ki tüm bu özellikleriyle aslında tipik bir Wimbledon finali oldu da diyebiliriz. Gelin görün ki 3-4 vuruşta tamamlanan oyunlar karşılaşmayı monoton bir görüntüye soktu. Bill Murray’nin Groundhog Day (Bugün Aslında Dündü) filmi gibi her set aynı sahneleri tekrar tekrar izledik sanki. Bilemiyorum belki de Rafael Nadal’ın çim kort klasiklerini bozan enerjisi bizi biraz şımartmıştır.

Nihayetinde burası Wimbledon yani Federer’in mekânıydı. Korta spor-takım ceketiyle tam bir aristokrat havasında ev sahibi gibi çıkan İsviçreli raket, Wimbledon’da 6., toplamda ise 15. grand slam şampiyonluğunu kazanarak “erkekler tenis tarihinin en büyüğü benim” dedi. Karşılaşmayı tribünden izleyen eski rekortmen Pete Sampras’a da emekli haliyle bunu onaylamak düştü.

Tüm rekorlarına ve yeniliklerine rağmen ateşi eksik bir Wimbledon izledik. Benim için turnuvamın en renkli anı ise Michael Llodra’yla oynadığı maç rakibinin sakatlığı sebebiyle yarım kalan Tommy Haas’ın 15 yaşındaki top toplayıcı kız Chloe Chambers’la yaptığı 10 dakikalık gösteri maçıydı.

Wednesday, September 3, 2008

Federer 2008: Kırılgan, Güvensiz, Kafası Karışık




Her yeni gün yeni seyirci rekorlarının kırıldığı bir turnuva izliyoruz Amerika Açık 2008'de. Çeyrek finaller öncesi çok kaliteli olmasa da mücadele dolu ve sürprizli maçları geride bıraktık. Bayanlarda önlenemez düşüşü ve hafif sakatlığıyla Ana Ivanovic 4 ay önceki formunu mumla aratarak elenirken vatandaşı Jelena Jankovic nihayet Ana'nın gölgesinden kurtulmanın verdiği hırsla finale doğru ilerliyor. Sırp raket yarı finalde turnuvanın en istikrarlı isimlerinden olimpiyat şampiyonu apoletli Elena Dementieva'yla karşılacak. Bayanlarda serinin diğer tarafında ise erken finalin heyecanı ve burukluğu yaşanıyor. Wimbledon'da finalde karşılaşan iki kardeş Venus ve Serena bu kez kendi evlerinde çeyrek finalde kozlarını paylaşacaklar.

Erkeklerde ise dış basının "Beijing Sendromu" olarak adlandırdığı bir bitkinlik göze çarpıyor. Daha önce Amerika'da hiç çeyrek final göremeyen Rafael Nadal biraz yorgun olduğunu itiraf etse de ilk çeyrek finaline yükselmeyi başardı ve bu akşam Arthur Ashe'te evsahibi Mardy Fish'le karşılaşacak. James Blake, Gael Monfils gibi isimleri set vermeden eleyerek buralara gelen Fish'in yorgun Nadal'ı ne kadar zorlayacağını açıkçası bende merak ediyorum. Dünyanın yeni bir numarasının yükselen sert zemin oyunu ise onu yine şampiyonun bir numaralı favorisi yapmaya yetiyor. Çünkü rakipleri hem mental hem de fiziksel olarak onun çok gerisinde. Tabii ki Federer ve Djokovic'ten bahsediyorum. Federer'i sona bırakalım Djoko'yla başlayalım.

Wimbledon'da erken elenen ve Olimpiyatlarda'da Nadal engeline takılan Joker kendi deyimiyle "bir basın toplantısına yetmeyecek kadar çok sakatlık problemiyle boğuşuyor." Abarttığı kesin ama baldırındaki problemin kendisini rahatsız ettiği de. Dün Robredo karşısında 5 sete uzayan maçın belirli bölümlerinde sakatlık molası hakkını kullandı ve maç boyu da tutuk bir performans sergiledi. Sakatlığının dışında seyircinın Robredo'yu desteklemesine bozulduğu da aşikardı fakat kimi oyunlarda çabuk pes etmesi, topları bırakması ve gamsız davranışları bana kötü ve kalıcı bir alışkanlığın ilk emareleri gibi gözüktü. Yarın çeyrek finalde karşılaşacağı Andy Roddick'se Juan Martin Del Petro'yla birlikte turnuvanın en formda oyuncusu. Kendisine hep ters gelen Gulbis hariç tüm rakiplerini ezip geçen Roddick 2003'te burada yaşadığı şampiyonluğu tekrarlama peşinde. Medyanın "Beijing Sendromu" olarak adlandırdığı olay etkilerini göstermeye devam ederse bu amacına ulaşması hiç de sürpriz olmayacak.

Ve Federer... Avustralya Açık'ta Djokovic'e kaybettiğinden beri göğsüne kriptonit yerleştirilmiş Clark Kent gibi. İşin kötüsü bu bir film senaryosu değil ve yanında mucizevi bir şekilde kriptoniti ondan uzaklaştıracak sahneleri yazacak senarist dostları da yok. Ne yapıp edip bu yeni haline alışması ve yeteneğini yeniden sergilemeye başlaması lazım yoksa Pete Sampras'ın rekorunu kırması zor gibi gözüküyor. Ne zaman kendisini zorlayacak bir rakip çıksa oyununun düştüğünü görüyoruz Federer'in. Dün gece de öyle bir maç oynadı. Andreev ilk seti tie break'le aldı, ikinci seti ise milimlerle kaybetti. Ciddi bir tehdit gördüğü zaman ne yapması gerektiğini halen çözemeyen Federer ise yeni karakteristiğine uygun olarak yine kırılgan, güvensiz ve kafası karışıktı. Sayısız basit topu kaçırdı. Bomboş voleler, basit drop shot'lar. Çok sevdiği büyük forehandlerinde dahi ne kadar tedirgin olduğu gözlerden kaçmadı. Zaman zaman müthiş vuruşlar çıkarsa da backhand'i yine arızalıydı, ne zaman file önüne gelse ya zamanlama hatası yaptı, ya voleyi kaçırdı ya da fileye takıldı. Tam 60 basit hata yaptı. Kısacası Avustralya Açık'tan beri alıştığımız Federer yine sahnedeydi. Açıkçası turnuva öncesi Federer'in çok sevdiği Amerika Açık'la birlikte yeniden geri dönüş yapabileceğini umuyordum ama mental sorunları halen devam ediyor ve maalesef bunlar artık onun oyun karakteristiğinin bir parçası haline gelmiş durumda. Nasıl Nadal her maçında korta çelik bir iradeyi ve kazanma hırsını yansıtıyorsa Federer de kaybetme korkusu ve kırılganlığını beraberinde getiriyor. Bu haliyle de Nadal hatta Del Potro, Murray, Djokovic gibi isimleri geçmesi çok zor. Çeyrek finalde turnuvanın sürpriz isimlerinden Lüksemburglu Gilles Muller'le karşılaşacak. Müller servis oyunu dışında Federer'le baş edebilecek kalibrede bir isim değil. Sorun yaşayacağını zannetmiyorum. Yarı finalde ise Djokovic-Roddick maçının galibine karşı yeniden doğuş mücadelesi yapacak.

Sunday, July 6, 2008

Wimbledon 2008 Nadal İhtilali




Wimbledon 2008 o kadar çok açıdan unutulmaz bir turnuva oldu ki hiçbir bunaklık, alzheimer vs. bana bu seriyi unutturamaya muvaffak olamayacak. Sayısız favorinin erken vedası, 5 set-4 saatlik maçlar, Williams kardeşlerin final oynaması, Bayanlar'da çeyrek finale iki seribaşı olmayan uzakdoğulu tenisçinin kalması, Andy Murray'nin nihayet üst düzey bir raket olma yolunda attığı koca adımlar ve tabii ki tarihe geçen 5 set, 5 saatlik unutulmaz Federer-Nadal finali.

Önce bayanlardan başlayalım. Sezona sakin bir giriş yapan Williams kardeşler zincirlerini Wimbledon'da kırdı ve finale kadar olan yollarını buldozerle ezerek geldiler. Kardeşler arasında geçen finallere genelde Venus'un tedirginliği ve Serena'nın hakimiyeti damgasını vururdu ama bu kez senaryo farklı cereyan etti. Serena, güçlü servisleri ve baseline oyunuyla maça hızlı girse de kardeşine karşı en belirgin üstünlüğü olan atletizmini konuşturan Venus, Wimbledon'daki 5. şampiyonluğunu 6-4 ve 7-5'lik iki setle kazanarak tarihe adını yazdırdı. Modern dönem tenisçileri arasında ondan daha iyi bir Wimbledon rekoruna sadece Martina Navratilova(9) ve Steffi Graf(7) sahip.

Peki ya erkekler...Nadal vs Federer...İşte orada durmak lazım. O nasıl bir maçtı, o nasıl bir finaldi öyle. Tam 5 saat kortta kaldı iki yaşayan efsane. Yağmur sebebiyle de yaklaşık 2 saatlik bir ara verildi. İlk iki sete Federer'in Nadal karşısında tutulduğu klasik psikolojik dezavantajlar damgasını vurdu ve tabii ki yine sadece Nadal karşısında ortaya çıkan backhand zaafı. Bu iki madeni çok iyi değerlendiren İspanyol raket 2-0 öne geçti. Üçüncü sette daha az hata yapan Federer 5-4 öne geçmişti ki; tabiat devreye girdi ve tenisçilere 1 saatlik bir dinlenme imkanı sundu. 1 saatin ardından tie break'e giden oyunu Fedex kazandı ve 4.sete geçildi. Yine aynı hikaye tekerrür etti. Servisine sıkı sıkıya tutunan iki isim kozlarını bir kez daha tie break'te paylaştı. Bu dakikalarda 3 maç puanı çeviren Roger Federer bu tarihi maçın daha da dramatikleşmesi için elinden geleni yaptı ve mücadeleyi 5.sete taşıdı. Bu sette de pek birşey değişmedi. Wimbledon kuralları gereği tie break yoktu ve sadece daha güçlü ve dirençli olanın ayakta kalacağı dakikalara merhaba denmişti. Oyun uzadıkça Federer'in servisleri düşmeye başladı ve nihayet 5.setin, 15.oyununda Rafa rakibinin servisini kırmayı başardı. Sonrasında ise Merkez Kort, tarihin yeniden yazılması için geri saymaya başladı.

Şampiyon Rafael Nadal, bu başarısıyla Borg'den(1980) bu yana Channel Slam yapan yani aynı sezon içinde Wimbledon ve Roland Garros'u kazanan ilk erkek tenisçi olarak tarihe geçti. Geçtiğimiz sezona göre 15 km daha hızlı servis kullanan Nadal için artık tek limitin gökyüzü olduğunu söyleyebiliriz. Daha önceleri Nadal'ın çim kort oyunu için yapılan yetersiz yorumları da böylece tarihe gömülmüş oldu. Yahu adam henüz 21 yaşında ve ayrıca karşısında tarihin en iyi raketlerinden biri olmasa Wimbledon şampiyonu olmak için 21'ine kadar beklemek zorunda bile kalmayacaktı. Zaman, amcası Toni Nadal'ı haklı çıkardı ve Rafa oyununu bir çim kort efsanesini yenecek kadar geliştirmeyi başardı. Nadal bugün öyle bir oyun çıkardı ki onu topraktaki halinden ayırt etmek pek zordu. Yine her topa yetişti, yine imkansız topları çıkarıp Federer'i deli divane etti. Bunun yanında müthiş servis kullandı ve taktik oyununu sahaya kusursuz yansıtarak İsviçreli rakibine üstünlük fırsatı tanımadı. 5 sete uzayan maçta Federer yanlızca 1 kere servis kırabildi. O seti de kaybetti zaten. Bu maç sonucunda öğrendiğimiz şeylerden ikisi şuydu: 1-Federer çimde de yenilebilirmiş. 2-Wimbledon'da 6 kez üst üste şampiyon olmak şimdilik imkansıza yakın görünüyor.

Toparlamak gerekirse birçok açıdan olağanüstü bir finaldi ve çok ciddi sağlık problemleri yaşamazsak ömrümüz boyunca unutamayacağız bu maçı ve turnuvayı. Rafael Nadal, Wimbledon'da kazanarak tarihi yeniden yazdı ve kelimenin tam anlamıyla bir devrim gerçekleştirdi. Karşılaşmayı birlikte seyrettiğim kuzenimin de dediği gibi bu maçı izleyen genç tenisseverler bugün Rafael Nadal taraftarı oldular. Tebrikler Rafa, tebrikler Roger. Umarım bu rekabet daha uzun yıllar devam eder.

Tuesday, July 1, 2008

Turnuva-i Dehşetengiz Karşınızda Wimbledon 2008




Novak Djokovic, Ana Ivanovic, Maria Sharapova, Jelena Jankovic, David Nalbandian, Svetlana Kuznetsova, Andy Roddick, Ivan Ljubicic, Nikolay Davydenko, James Blake, Fernando Gonzalez, Juan Carlos Ferrero, Tommy Robredo, David Ferrer, Dinara Safina, Marcos Baghdatis, Anna Chakvetadze...Yanlış anlaşılmasın Wimbledon 2008'in favorilerini falan saymıyorum. Bunlar turnuvada çeyrek final dahi göremeden uçup giden yıldız raketler. Wimbledon 2008, ne turnuva ama...

Bir sporsever için rüya gibi günler yaşıyoruz. NBA'de 20 yılı aşkın bir süredir hasretle beklenen bir Celtics-Lakers finalini geride bıraktıktan sonra futbol tarihinin en heyecanlı ve güzel turnuvalarından Euro 2008'e tanıklık ettik. Ve şimdi de daha onu hazmetmeden Wimbledon heyecanıyla sarsılıyoruz. Hem de ne sarsılma. 4 maç kazanmak için 17 set kortta kalan bir Mario Ancic, Djokovic'i devirdikten sonra yoluna dolu dizgin devam eden bir Safin, epik bir mücadeleden sonra çeyrek finale yükselen ve cümle-Britonlara "acaba bu kez olacak mı" dedirten bir Andy Murray... Erkekler çeyrek finaline geldiğimizde Roger Federer ve Rafael Nadal dışında ilk 10'dan bir tek kimsecik bile yok. Yine de kalite ve heyecan üst düzeyde. Bu da son yıllarda rekabetin azaldığını düşündüğümüz erkekler tenisine biraz haksızlık yaptığımızın kanıtı olsa gerek.

WTA cephesinde ise durum daha da karışık. Müthiş yükselişinden dem vurup durduğumuz Doğu Avrupa tenisi, Wimbledon'da tepetaklak olmuş durumda. Ivanovic, Sharapova, Jankovic...Büyük üçlünün hepsi tel tel döküldü ve çeyrek finalde çimin ustaları Williams kardeşlere zincirlerinden ne zaman ve nasıl kurtulacağını merakla beklediğimiz Elena Dementieva, gümbür gümbür gelen İstanbul Cup şampiyonu Radwanska, kortların genç ve güzel umutlarından Nicole Vaidisova, Nadia Petrova ve iki süprizin de sürprizi isim eşlik ediyor: Taylandlı Tamarine Tanasugarn ve Çinli Zheng Jie.

Erkeklerde Federer her zaman için 2, Nadal da 1 adım önde ama nihayet "büyük beyaz hayalkırıklığı" olmaktan kurtulmak isteyen Andy Murray, çimde her zaman(sağlıklı olduğu zaman diyelim) büyük bir tehdit olan Mario Ancic ve eski bir grand slam şampiyonu Marat Safin'i de yabana atmamak gerek. Bayanlarda ise ne olacağını kestirmek çok daha zor. Serena ve Venus en büyük favoriler ama Agniezska Radwanksa tüm dünyaya şok yaşatırsa da kimse şaşırmasın.

Sunday, June 8, 2008

Rafael Nadal: Roi De Paris



Rafael Nadal - Roger Federer 6-1 6-3 6-0

Phillip Chatrier'de bir tarih yazıldı bugün. Toprak kortun görmüş olduğu en büyük oyuncu Rafael Nadal, tenis tarihinin efsanevi ismi Bjorn Borg'un çok değil bundan 5 sene önce dahi kırılması imkansız denen rekorunu egale ederek adını henüz 22 yaşında Roland Garros'un turuncu yüzeyine kazıdı. Dile kolay yenilmeden üst üste kazanılan 28 Fransa Açık maçı ve arka arkaya tam 4 şampiyonluk. Rekorlar, elbette kırılmak için vardır ve şimdilik Nadal'la Borg'un paylaştığı bu rekorun kırılması için herkes önümüzdeki seneyi beklemeye başladı bile. Zira bir mucize olmazsa Rafa'yı burada yenmek kelimenin en mütevazi haliyle imkansız!

Halbuki Roger Federer maç öncesi umutluydu. Tüm sezon çalışmalarını bugün Nadal'ı yenebilmek adına yapmıştı ama 2008 Roland Garros finali onun için tam bir kabusa dönüştü. Henüz maçın başında servisini kırdırdı ve 2.setin ufak bir bölümü hariç İspanyol rakibine karşı direnemedi bile. Rafael Nadal öyle mükemmel bir oyun çıkardı ki tenis tarihinin en büyük ismi olarak gösterilen Roger Federer'i sıradan bir tenisçi haline çevirdi. Roger'nin en mükemmel forehand'lerini dahi koşan duvar kimliğiyle etkisiz kıldı ve her topu kortuna geri dönen Federer daha maçın başında zaten kırılgan olan moral motivasyonunu kaybetti. İsviçreli raket duygularını çok iyi gizleyebilen bir isim ama esasında çok duygusal ve psikolojik açıdan pek de güçlü olduğu söylenemez. Kazanmaya o kadar alışkın ki işler yolunda gitmediği anlarda panikliyor ve bu performansını arttırmasına engel oluyor. Özellikle Nadal'a karşı oynadığı zaman bunu hissetmek çok mümkün. O kadar çok basit hata yaptı ki bir ara The Royal Tenenbaums filmindeki Richie Tenenbaum gibi kortun ortasına oturup ağlayacağını düşündüm. Belki de kariyerinin en kötü maçlarından biriydi ama bunun en büyük sebebi Nadal'ın korttaki mutlak hakimiyetiydi. Maç sonu ise El Matador acımasız performansı için kendini Federer'den özür dilemek zorunda hissetti.

Evet, Phillip Chatrier Nadal'ın Vamos nidalarıyla inlerken Paris kellesini uçuramayacağı yeni bir kral kazanmış oldu. Rafael Nadal artık ismi Bjorn Borg'le eş değer bir efsane ve tenisin ilk süperstarını geçmesi için önünde daha koca bir kariyer var. Tebrikler Rafa!