Showing posts with label rafael nadal. venus williams. Show all posts
Showing posts with label rafael nadal. venus williams. Show all posts

Sunday, July 6, 2008

Wimbledon 2008 Nadal İhtilali




Wimbledon 2008 o kadar çok açıdan unutulmaz bir turnuva oldu ki hiçbir bunaklık, alzheimer vs. bana bu seriyi unutturamaya muvaffak olamayacak. Sayısız favorinin erken vedası, 5 set-4 saatlik maçlar, Williams kardeşlerin final oynaması, Bayanlar'da çeyrek finale iki seribaşı olmayan uzakdoğulu tenisçinin kalması, Andy Murray'nin nihayet üst düzey bir raket olma yolunda attığı koca adımlar ve tabii ki tarihe geçen 5 set, 5 saatlik unutulmaz Federer-Nadal finali.

Önce bayanlardan başlayalım. Sezona sakin bir giriş yapan Williams kardeşler zincirlerini Wimbledon'da kırdı ve finale kadar olan yollarını buldozerle ezerek geldiler. Kardeşler arasında geçen finallere genelde Venus'un tedirginliği ve Serena'nın hakimiyeti damgasını vururdu ama bu kez senaryo farklı cereyan etti. Serena, güçlü servisleri ve baseline oyunuyla maça hızlı girse de kardeşine karşı en belirgin üstünlüğü olan atletizmini konuşturan Venus, Wimbledon'daki 5. şampiyonluğunu 6-4 ve 7-5'lik iki setle kazanarak tarihe adını yazdırdı. Modern dönem tenisçileri arasında ondan daha iyi bir Wimbledon rekoruna sadece Martina Navratilova(9) ve Steffi Graf(7) sahip.

Peki ya erkekler...Nadal vs Federer...İşte orada durmak lazım. O nasıl bir maçtı, o nasıl bir finaldi öyle. Tam 5 saat kortta kaldı iki yaşayan efsane. Yağmur sebebiyle de yaklaşık 2 saatlik bir ara verildi. İlk iki sete Federer'in Nadal karşısında tutulduğu klasik psikolojik dezavantajlar damgasını vurdu ve tabii ki yine sadece Nadal karşısında ortaya çıkan backhand zaafı. Bu iki madeni çok iyi değerlendiren İspanyol raket 2-0 öne geçti. Üçüncü sette daha az hata yapan Federer 5-4 öne geçmişti ki; tabiat devreye girdi ve tenisçilere 1 saatlik bir dinlenme imkanı sundu. 1 saatin ardından tie break'e giden oyunu Fedex kazandı ve 4.sete geçildi. Yine aynı hikaye tekerrür etti. Servisine sıkı sıkıya tutunan iki isim kozlarını bir kez daha tie break'te paylaştı. Bu dakikalarda 3 maç puanı çeviren Roger Federer bu tarihi maçın daha da dramatikleşmesi için elinden geleni yaptı ve mücadeleyi 5.sete taşıdı. Bu sette de pek birşey değişmedi. Wimbledon kuralları gereği tie break yoktu ve sadece daha güçlü ve dirençli olanın ayakta kalacağı dakikalara merhaba denmişti. Oyun uzadıkça Federer'in servisleri düşmeye başladı ve nihayet 5.setin, 15.oyununda Rafa rakibinin servisini kırmayı başardı. Sonrasında ise Merkez Kort, tarihin yeniden yazılması için geri saymaya başladı.

Şampiyon Rafael Nadal, bu başarısıyla Borg'den(1980) bu yana Channel Slam yapan yani aynı sezon içinde Wimbledon ve Roland Garros'u kazanan ilk erkek tenisçi olarak tarihe geçti. Geçtiğimiz sezona göre 15 km daha hızlı servis kullanan Nadal için artık tek limitin gökyüzü olduğunu söyleyebiliriz. Daha önceleri Nadal'ın çim kort oyunu için yapılan yetersiz yorumları da böylece tarihe gömülmüş oldu. Yahu adam henüz 21 yaşında ve ayrıca karşısında tarihin en iyi raketlerinden biri olmasa Wimbledon şampiyonu olmak için 21'ine kadar beklemek zorunda bile kalmayacaktı. Zaman, amcası Toni Nadal'ı haklı çıkardı ve Rafa oyununu bir çim kort efsanesini yenecek kadar geliştirmeyi başardı. Nadal bugün öyle bir oyun çıkardı ki onu topraktaki halinden ayırt etmek pek zordu. Yine her topa yetişti, yine imkansız topları çıkarıp Federer'i deli divane etti. Bunun yanında müthiş servis kullandı ve taktik oyununu sahaya kusursuz yansıtarak İsviçreli rakibine üstünlük fırsatı tanımadı. 5 sete uzayan maçta Federer yanlızca 1 kere servis kırabildi. O seti de kaybetti zaten. Bu maç sonucunda öğrendiğimiz şeylerden ikisi şuydu: 1-Federer çimde de yenilebilirmiş. 2-Wimbledon'da 6 kez üst üste şampiyon olmak şimdilik imkansıza yakın görünüyor.

Toparlamak gerekirse birçok açıdan olağanüstü bir finaldi ve çok ciddi sağlık problemleri yaşamazsak ömrümüz boyunca unutamayacağız bu maçı ve turnuvayı. Rafael Nadal, Wimbledon'da kazanarak tarihi yeniden yazdı ve kelimenin tam anlamıyla bir devrim gerçekleştirdi. Karşılaşmayı birlikte seyrettiğim kuzenimin de dediği gibi bu maçı izleyen genç tenisseverler bugün Rafael Nadal taraftarı oldular. Tebrikler Rafa, tebrikler Roger. Umarım bu rekabet daha uzun yıllar devam eder.

Tuesday, July 1, 2008

Turnuva-i Dehşetengiz Karşınızda Wimbledon 2008




Novak Djokovic, Ana Ivanovic, Maria Sharapova, Jelena Jankovic, David Nalbandian, Svetlana Kuznetsova, Andy Roddick, Ivan Ljubicic, Nikolay Davydenko, James Blake, Fernando Gonzalez, Juan Carlos Ferrero, Tommy Robredo, David Ferrer, Dinara Safina, Marcos Baghdatis, Anna Chakvetadze...Yanlış anlaşılmasın Wimbledon 2008'in favorilerini falan saymıyorum. Bunlar turnuvada çeyrek final dahi göremeden uçup giden yıldız raketler. Wimbledon 2008, ne turnuva ama...

Bir sporsever için rüya gibi günler yaşıyoruz. NBA'de 20 yılı aşkın bir süredir hasretle beklenen bir Celtics-Lakers finalini geride bıraktıktan sonra futbol tarihinin en heyecanlı ve güzel turnuvalarından Euro 2008'e tanıklık ettik. Ve şimdi de daha onu hazmetmeden Wimbledon heyecanıyla sarsılıyoruz. Hem de ne sarsılma. 4 maç kazanmak için 17 set kortta kalan bir Mario Ancic, Djokovic'i devirdikten sonra yoluna dolu dizgin devam eden bir Safin, epik bir mücadeleden sonra çeyrek finale yükselen ve cümle-Britonlara "acaba bu kez olacak mı" dedirten bir Andy Murray... Erkekler çeyrek finaline geldiğimizde Roger Federer ve Rafael Nadal dışında ilk 10'dan bir tek kimsecik bile yok. Yine de kalite ve heyecan üst düzeyde. Bu da son yıllarda rekabetin azaldığını düşündüğümüz erkekler tenisine biraz haksızlık yaptığımızın kanıtı olsa gerek.

WTA cephesinde ise durum daha da karışık. Müthiş yükselişinden dem vurup durduğumuz Doğu Avrupa tenisi, Wimbledon'da tepetaklak olmuş durumda. Ivanovic, Sharapova, Jankovic...Büyük üçlünün hepsi tel tel döküldü ve çeyrek finalde çimin ustaları Williams kardeşlere zincirlerinden ne zaman ve nasıl kurtulacağını merakla beklediğimiz Elena Dementieva, gümbür gümbür gelen İstanbul Cup şampiyonu Radwanska, kortların genç ve güzel umutlarından Nicole Vaidisova, Nadia Petrova ve iki süprizin de sürprizi isim eşlik ediyor: Taylandlı Tamarine Tanasugarn ve Çinli Zheng Jie.

Erkeklerde Federer her zaman için 2, Nadal da 1 adım önde ama nihayet "büyük beyaz hayalkırıklığı" olmaktan kurtulmak isteyen Andy Murray, çimde her zaman(sağlıklı olduğu zaman diyelim) büyük bir tehdit olan Mario Ancic ve eski bir grand slam şampiyonu Marat Safin'i de yabana atmamak gerek. Bayanlarda ise ne olacağını kestirmek çok daha zor. Serena ve Venus en büyük favoriler ama Agniezska Radwanksa tüm dünyaya şok yaşatırsa da kimse şaşırmasın.

Wednesday, June 4, 2008

Roland Garros'08- Final Four

Fransa Açık 2008'de keyifli bir turnuvanın son günlerine yaklaşırken tek bayanlarda Doğu Avrupalılar, tek erkeklerde ise "Büyük Üçlü"'nün hakimiyeti kendini iyice göstermeye başladı.

Henin'in vedası, Mauresmo'nun sakatlıklarla dağılan konsantrasyonu ve Williams kardeşlerin form düşüklüğü sonrası meydanı iyice ele geçiren Doğu Avrupa tenisi, Roland Garros'ta toprak kort icin genellikle zayıf olarak tanınan ekollerine rağmen 2008'e tamamen damgasını vurmuş durumda. Hem de en iddialı temsilcisi Maria Sharapova'nın turnuvaya erken veda etmesine rağmen.

Yarı finalde iki Rus, Svetlana Kuznetsova ve epik geri dönüşlerden sonra Sharapova ve Dementieva gibi isimleri eleyerek buralara gelen Dinara Safina karşı karşıya gelirken, kuranın diğer tarafında Sırp tenisinin gözbebekleri Ana Ivanovic ve Jelena Jankovic finale yükselme mücadelesi yapacak. Madem söz buraya geldi bir önceki yazımda yaptığım tahminleri de bir gözden geçirelim bakalım. Şampiyon adayım Svetlana Kuznetsova yarı finale kadar beklediğim gibi hiç zorlanmadan geldi, erken elenir dediğim Sharapova da sözümden çıkmadı. Fakat güçlü bir geri dönüş yapmasını beklediğim isimlerden Serena Williams çuvalladı ve açıkçası Dinara Safina'da beni şaşırtan bir çıkışa imza attı. Safina demişken, Sharapova'yı 4.turda elemesi bir yana Dementieva karşısında ilk seti kaybedip, ikinci sette 5-2'den geri dönerek maçı kazanması hakikaten takdire şayandı. Antipatiklik konusunda abisi Marat Safin'den geri kalmayan Dinara'nın heybetli fiziğine karşın kortta bu kadar hareketli olması ve Dementieva gibi bir baseline ustasını neredeyse tüm maçı dip çizgiden oynayarak devirmesi etkileyici. Fakat kontrol edemediği siniri ve heyecanı onu en üst seviyeden uzak tutacak noktalar olacaktır. Kuznetsova karşısında kendisine şans tanımıyorum, Ivanovic-Jankovic mücadelesinde ise tarih tekerrür eder ve Ivanovic vatandaşını yine devirir. Şampiyon adayım, halen değişmedi. Dediğim gibi bu sene Kuznetsova'nın senesi.

Ve erkekler... Artık erkekler tenisini "büyük üçlü ve diğerleri" olarak kategorize etmek pek de yanlış olmayacaktır. Tabii ki toprakta Nadal ve heryerde Federer'in yeri ayrı ama Djokovic de bu ikiliye rahat nefes alma şansı tanımayacaktır. Rafael Nadal ikinci evi Paris'te güle oynaya yarı finale kadar çıkarken, Djokovic karşısında ne kadar zorlanacağı benim en büyük merak konum. Kaybedeceğini zannetmiyorum, İspanyol boğası toprakta hakikaten ayrı bir hakimiyet sergiliyor. Öte yanda İsviçreli raket Roger Federer her zamanki gibi eşsiz tekniği ve zarafetiyle izleyenleri büyülemeye devam ediyor. Bugün oynanan maçta Şilili Fernando Gonzalez'e karşı ilk seti kaybetmesine rağmen sonrasında kusursuz bir maç çıkaran Fedex belki bu sene de Nadal'a kaybedecek ama bu, döneminin ve tenis tarihinin en zarif, en becerikli ve en asil raketi olduğu gerçeğini kesinlikle tehdit edemeyecek. Açıkçası kaybeden bir Federer bile toprakta dahi tartışmasız şampiyon Rafael Nadal'dan çok daha fazla keyif veriyor. Böyle bir repertuar, böyle bir özgünlük... Gerçekten hayran olmamak elde değil. İsviçreli için en büyük handikap her zaman mükemmelliğinin getirdiği baskı olmuştur ve onu zorlayan tenisçiler de hep bu yönünden en çok faydalanan isimlerdir. Kaybetmeye alışık olmayan psikolojisi zaman zaman onun en büyük düşmanı haline geliveriyor ve toprak kortta Nadal bu özelliğe fazlasıyla sahip, adeta bir duvar gibi en mükemmel ve zarif topları bile geri döndürmesi de cabası. Bir önceki yazımda Federer'e bu psikolojik zayıflığı yüzünden fazla şans tanımamıştım ama bu sene, bir ihtimal Nadal'ın toprak korttaki sorgulanamaz hakimiyetinin sonlandığı sene olabilir gibime geliyor. Tabii, Federer adına şampiyonluk hayalleri kurmadan önce "hometown hero" Gael Monfils karşısında neler yapacağını görmek lazım. Fransız raket, turnuvada evsahibi izleyicisinin elinde kalan son umut ışığı ama bu hüzmenin de pek de parlak olmadığı, önce Federer sonra da Nadal-Djokovic gibi rakiplerle karşılaşacağını düşünürsek aşikar.

Saturday, May 24, 2008

Roland Garros 2008- İlk Bakış



Tamam, Justine bizi terk etti(zaten kim etmedi ki, hem biz kimiz?) pekiyi tenis dünyası genel olarak yavan bir sezon geçiriyor ve yine eyvallah ki, Fransa Açık son dönemlerde gidişatını yüzde yüz oranda kestirebildiğimiz düdük Hollywood filmlerine benzemeye başladı ama yine de tüm bu olumsuz faktörlerin tenis ve grand slam açlığımı dindirdiği zannediliyorsa, sen okuyucu, bu yazarın geride bırakmak üzere olduğumuz Nba sezonunda tam 95 Cleveland Cavaliers maçını soluksuz izlediğini bilmiyorsun demektir. Tsiyeeeaaah! Hiçbir şey bu zavallıyı sportif saplantılarından kurtaramaz.


Rafael Nadal, Fransa Açık'ın ve toprak kortun James Bond'una dönmüş vaziyette. Yazının başında belirttiğim gibi hiçbir türlü kötü son göremediğimiz Hollywood filmlerine dönmeye başladı Roland Garros. Öyle bir adam hayal edin ki çıktığı 102 toprak kort maçının 100'ünü kazanmış. Bu turnuvadaki hali daha da berbat: 21 galibiyet 0 mağlubiyet! E haliyle de peşpeşe kazanılan üç şampiyonluk... Bu sezon da hikayenin pek farklı olacağını sanmıyorum. Her ne kadar Roger Federer, Nadal'ı toprak kortta yenmek için yeni sistemler geliştirdiğini iddia etse de İsviçreli raketteki form düşüklüğünü de göz önüne alırsak Nadal'ı toprakta sadece kendisinin yenebileceğini söylemek çok da cesaret gerektiren bir şey olmaz. Son dönemde dizinden 1-2 ufak problem yaşayan Nadal turnuva boyunca sağlığını koruyabilirse üst üste 4. şampiyonluğuna ulaşacaktır. Bu da İsveçli efsane Bjorn Borg'un Wimbledon'dan sonra Roland Garros'ta da rekorlarına ortak olunması anlamına gelecek ki, çok değil 90'larda yani Sampras ve Agassi'nin ortalığı kasıp kavurduğu dönemlerde Borg'un rekorlarının kırılmasının imkansız olduğu konsensusuna varılmıştı. Öte yandan son dönemin en iddialı rekabet "freak"'lerinden Novak Djokovic'in limitlerinin her zaman için çok yukarılarda olduğunu ve Avustralya Açık'taki gibi bir sürpriz yaparsa hiç şaşırmayacağımı da ekleyeyim. Ya da yok abartmayayım kesinlikle şaşırırım ama şunu söyleyeyim Federer Nadal'ı yenerse bu benim için daha büyük bir şok olur.

Ada'nın yıllar geçtikçe daha büyük bir hayal kırıklığı olma yolunda büyük adımlar atan yetenekli ama aklı yarım ismi Andy Murray kendisinden halen patlama bekleyen insanlar varsa onlara yine hüsran yaşatacaktır. Avustralya 2008'in sürpriz isimlerinden Jean Wilfried Tsonga ise "one hit wonder" olma yolunda kaydettiği hatırı sayılır mesafelere bir de diz sakatlığı sebebiyle Fransa Açık'ı kaçırma hanesi ekleyecek ki bu da Yannick Noah'dan beri kendi evlerinde gülemeyen Fransızlar'ın zaten az olan umutlarının sıfırlanması demek. Sonuç olarak finali Nadal'la Federer oynar ve şampiyon İspanyol raket olur. Philippe Chatrier yine vamos! nidalarıyla inler.

Bayanlarda ise Justine Henin'in vedasına sevinebilmek için neden arayan 2-3 serseri varsa bu seneki turnuvanın onun yokluğunda daha heyecanlı geçecek olmasına bel bağlayabilir mevzubahis hainler. Henin son 5 turnuvanın 4'ünü kazanmıştı ki ezici oyunu sebebiyle finaller finalden çok 1.tur mücadelesi şeklinde geçmişti. Bu sene ise onun yokluğunda Serena Williams, Jelena Jankovic, Maria Sharapova, Ana Ivanovic ve sürpriz şampiyon adayım Svetlana Kuznetsova turnuvanın favorileri arasında gösterilebilir. Avustralya Açık 2008'in şampiyonu Maria Sharapova turnuva öncesi yaptığı açıklamada bu turnuvayı kaybetmenin kariyerinin sonu olmayacağını belirtmişti yani şimdiden defansif bir tavır belirlemiş durumda ki bu onun rekabetçi yapısına hiç uyan bir davranış biçimi değil. Büyük ihtimalle bu açıklaması sebebiyle Nike tarafından kulakları çekilmiştir. Sharapova gibi "oyunu toprak korta uymayangillerden" Ana Ivanovic de son Roland Garros'ta finale kalarak herkesi şaşırtmıştı. Bu turnuvada ise güçlü bir geri dönüş yapmasını beklediğim Serena Williams ile aynı torbada olması onun dezavantajına, çeyrek finalde elenebilir. Geldik şampiyon adayım Svetlana Kuznetsova'ya! Biliyorum biraz cesurca ama Rus raketin bir geçiş döneminde olan bayanlar tenisinde bu sallantılı dönemden faydalanabileceği umudunu taşıyorum. Ivanovic'i olası bir çeyrek final eşleşmesinde elerse yarı finalde de vatandaşı Sharapova'yı yenecek güce sahip olduğuna eminim. Asıl soru finalde karşısına kim gelecek? Serena Williams mı Jelena Jankovic mi? Ne olursa olsun kendisinden üstün bu iki tenisçiyi de alt ederek büyük maç kazanamama handikapını en azından bir turnuvalık yeneceğini öngörüyorum.

Herkese iyi seyirler.

Friday, January 25, 2008

"Canavar"'ın Düşüşü, "Muhammed Ali"'nin Yükselişi



"Canavar". Evet, 12 grand slam şampiyonluğu, sayısız rekor, 4 sene kesintisiz dünya bir numarası olmak, sorgulanamaz bir hakimiyet ve izleyenleri aşık eden bir tenis stilini, sahibi böyle tanımladı bu akşamüstü. Roger Federer, Avustralya Açık Yarı Finali'nde Novak Djokovic'e kaybetti ve üst üste 10 grand slam finalinin hiçbirinden kendini mahrum bırakmayan bu kazanma makinesi şimdi pek de alışık olmadığı kaybetme duygusuyla yüzleşmek zorunda.

"Bu canavarı kendim yarattım ve sanırım bu yüzden istisnasız her turnuvayı kazanmak zorundayım. Çünkü biliyorum ki bir set kaybettiğimde bile hakkımda "Artık eskisi gibi değil" tarzı yorumlar yapılacak." Avustralya Açık'tan elenen İsviçreli raket Roger Federer'in maç sonrası basın toplantısında yaptığı bu yorumlar kanımca çok karamsar ve abartılı. Federer öyle bir mit ki kaybetmekle ismi asla anılamadığı gibi yan yana durmaları da hiç yakışık almıyor. Belli ki hiçbir şeyin değil ama kaybetmenin acemisi olan "Fedex" henüz bu yeni durumla nasıl başa çıkacağını da bilemiyor. Maç sonrası her şeyini kaybetmiş ve kendini gelecek ağır eleştirilere karşı korumaya almış bir adamın tutumu vardı. Halbuki aynı Federer değil mi 2005 Avustralya Açık'ında Marat Safin'e yarı finalde kaybeden, buna rağmen art arda 8 grand slam kazanan? Roger, halen tenis kortlarının aktif en büyük ismi ve aynı zamanda en yetenekli ismi de. Novak Djokovic onun tahtını sallama konusunda kanımca Rafael Nadal'dan daha önde bir isim zira ona göre çok daha çok yönlü bir oyunu var ama yine de bir maç aldı diye Federer'den iyi olduğunu iddia etmek İsviçreli rakete büyük haksızlık olur. Federer'in bu noktada yapması gereken eşsiz kariyerini "canavar" olarak nitelemek değil son zamanlarda yükselen iç baskısı ve standardının altında oynamasına sebep olan diğer etkenleri bulmak ve bu sorunları çözmek. Hiç şüpheniz olmasın "Canavar" halen tenis tarihinin gördüğü en büyük isimlerden biridir ve çağının en dominant oyuncusudur. Her zaman kazanmanın getirdiği baskılardan arındığı ve baskıları görmezden gelmeyi başardığı anda yeniden yenilmez değil belki ama döneminin daimi 1 numarası olmasını engelleyecek hiçbir şey yok.

Öte yanda bambaşka bir peri masalı yaşanmakta. Jo Wilfried-Tsonga ya da fiziksel benzerliklerinden ötürü takılan lakabıyla "Tenis'in Muhammed Ali'si" son senelerde no-name bir ismin gösterdiği en başarılı performans sekanslarından birini gösterdi ve Andy Murray, Richard Gasquet, Mikhail Youzhny ve son olarak Rafael Nadal'ı eleyerek finale kadar yükseldi. Roddick gibi servis attı, Back hand'ini Henin, forehand'ini Federer gibi kullandı. Bir sanatçı edasıyla kortun her alanını domine etti ve karşısına çıkan her rakibi perişan etti. Öyle ki son kurbanı Nadal, maçtan sonra "Her gün böyle oynaması imkansız, zaten böyle oynuyorsa dünyanın en iyisi olur" diyerek Muhammed Ali karşısındaki acizliğine açıklama getirmeye çalıştı. 23 yaşındaki genç Fransız, pazar günü en az onun kadar formda olan Djokovic karşısında ne yapar bilinmez ama bu seviyesini devam ettirebilirse önümüzdeki yıllarda top-10'un değişmez ismi olacağı kesin.

Thursday, July 5, 2007

Wimbledon'07-Superstar Atletlerin ve Sermayenin Gelenekle Çatışması

Wimbledon, malum tenisseverlerin gözbebeği, ilk aşkı, world series'i, dünya kupası, grand slam'lerin kraliçesi...İngilizler, sanayi devriminin öncüsü, kapitalizmin babası, bir yandan da kanla yazılan 19 ve 20.yüzyıl dünya tarihinin başrol oyuncusu. Tüm bu çağ değiştiren atılımlara evsahipliği yapan ada da 19.yüzyıl itibariyle desporte yani sporu(boş zaman öldürme aygıtı) günlük hayata adapte eden ve sonrasında kitlelere yayılmasında büyük rol oynayan burjuva sınıfının doruk noktasına ulaştığı coğrafya.. Bu bakımdan, futboldan, Wimbledon'dan, polo'dan, kriketten, şundan ondan bundan birçok sporseverin gönlünde yer eden bir spor mazisine sahip olan bir ülke..

Bu ikili tarih boyunca takipçilerinden çokça övgü almıştır ama bilhassa Wimbledon hep tabu kelimesinin eş anlamı gibi algılanmıştır. Öyle ki olumsuz eleştiri ve Wimbledon kelimelerinin yan yana geldiğine şahit olmak için kortların asi çocuğu Andre Agassi'nin ilk yıllarına ya da Mr.Trash Talk John McEnroe'ya kadar dönmek gerekiyor.

Totem ve Tabu'da şöyle der Freud: "Tabular ilkel insanın korkularıdır ve insanlık geliştikçe yıkılmaya mahkumdurlar" Hayır, ben Wimbledon'ım hakkında bu kadar acımasız olamam ama Rafael Nadal başta olmak üzere Nikolay Davydenko, Marat Safin ve Serena Williams gibi ünlü raketler turnuvayı yerden yere vurmakta bir sakınca görmüyorlar. Hava şartları, yağmur gibi tehditler çatısız Wimbledon kortları için her zaman sorun olmuştur ama 82'den beri Londra'nın bu küçük banliyösü böyle uygunsuz hava şartlarına maruz kalmamıştı ve yağmurun defalarca ertelediği müsabakalar günümüzün milyoner tenisçilerini canından bezdirmişe benziyor.

"Yetkililer, oyuncuları düşünmüyor", "Wimbledon dünyanın en sıkıcı turnuvası" bu yorumlar Roland Garros'un kralı Rafael Nadal ve Rus Nikolay Davydenko'ya ait. Maçı yağmur muhalefeti sebebiyle defalarca ertelenen Nadal, kuşkusuz Wimbledon'ın bir numaralı hayranı değil ama acaba benzer terslikler başına Paris'te gelmiş olsa veya çok zorlandığı çim kort yerine Wimbledon toprak kort olsa aynı eleştirileri yapar mıydı bilinmez.. Teoriye yer bırakmayan bir gerçek var ki durmak bilmeyen yağmurların ve ertelemelerin canını sıktığı tek isimler sporcular değil. Yayıncı kuruluşlar için de her erteleme mali zarar ve program akışının alt üst olması demek ve spor tarihi boyunca hiçbir güç medyayla ters düşmeye cesaret edememiştir.

Sonucu tahmin etmek kolay, her zaman olduğu gibi bu konuda da sermayenin itirazı geleneği yıkmaya yetti ve 2009'dan itibaren Wimbledon Merkez Kortu yeni çatısıyla hizmet vermeye başlayacak. Böylece belki de benim gibi uslanmaz birkaç Wimbledon faşisti! değişimin karşı konulmaz devinimine yenik düşmüş olacak. Biz, eski kafalılar ise muhtemelen 20 sene sonra mantıklı yeniliklere karşı çıkmanın aslında ne büyük bir aptallık olduğunu kendimize dahi itiraf edemeden Wimbledon'ın keyfini sürmeye devam edeceğiz. Neyse ben galiba yarım bir itirafla içimi biraz rahatlattım.Darısı diğer muhafazakarların başına(her alanda).

"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir."- Herakleitos