Saturday, June 7, 2008

Ana Ivanovic: Yeni Şampiyon, Yeni Kraliçe, Yeni Kahraman




Ana Ivanovic - Dinara Safina 6-4 6-3

Henin'in vedası sonrası yeni kraliçesini arayan WTA'in beklediği kurtarıcı fazla gecikmedi. 20 yaşındaki Sırplar'ın büyük umudu Ana Ivanovic artık sadece büyük bir umut olmaktan ibaret değil. O şimdi bir şampiyon. Hatta daha da ötesi.

Dünyada bayanların yeni bir numarası Ana, aslında en zayıf olarak gösterildiği bir alan olan toprak kortta şampiyonluk yaşayarak ileride neler yapabileceğinin sinyallerini verdi. Geçtiğimiz sene Fransa Açık ve Avustralya Açık'ta Henin ve Sharapova'ya kaybeden Ivanovic'in karşısında bugün nispeten daha tecrübesiz bir isim vardı. Rus Safin ailesinin ikinci gururu Dinara Safina büyük bir sürpriz gerçekleştirerek ulaştığı finalde elinde geleni yaptı. Sharapova, Dementieva ve Kuznetsova gibi devlere karşı çok başarılı olan baseline savunmasını Ivanovic karşısında da zaman zaman etkili olarak kullandı ve cesur winner'ları etkileyiciydi ama kendi servis oyunlarına tutunamaması ve kritik oyunlarda yaptığı basit hatalar bir sürprize daha imza atmasına olanak vermedi.

Ivanovic de esasında gerçek performansından uzaktı. Zaten hiçbir zaman iyi bir baseline müdafaacısı olmamıştır ve oyun tarzı da toprak kort için biçilmiş kaftan sayılmaz ama yine de benim Ivan Lendl'a benzettiğim müthiş gücünü ve acımasız forehandlerini çok iyi kullanarak oyunun hakimiyetini eline geçirdi. Servislerinde sorun yaşayan Dinara'yı etkili forehand servis geri dönüşleriyle cezalandırmayı bildi ve göründüğünden daha zor geçen bir maçı kazanarak başarılarla dolu geçmesini beklediğimiz kariyerinin ilk büyük zaferine imza attı.

Şimdi Ana'nın önünde grand slam'lerin kraliçesi Wimbledon var. Power oyununu, çok geliştirdiği hızını ve kondüsyonunu göz önüne alırsak orada da zafere ulaşma şansı yüksek. Fakat unutmamak gerek ki bu kez karşısında toprak kort handikapını hissetmeyecek olan Williams kardeşler ve kaybettiği WTA 1 numarası ünvanını geri kazanmak isteyen hırslı bir Sharapova olacak.

Roland Garros'08, Erkekler Yarı Final

Bu yazıyı dün yazmam lazımdı ama maç izleme koşuşturmasıyla yoğun sınav programım birleşince vücudumun iflası kaçınılmaz oldu.

Rafael Nadal - Novak Djokovic 6-4 6-2 7-6

Neyse güne Phillip Chatrier'deki merakla beklenen Rafael Nadal-Novak Djokovıc mücadelesiyle başladık. Her zaman yüksek özgüveniyle görmeye alıştığımız Sırp raket toprak kortta Nadal'ın çita hızında bir duvar kimliğine bürünmesi sebebiyle konsantrasyonunu erken kaybetti ve kolay kırdırdığı servis oyunlarıyla 1 saat içinde 2-0 geriye düştü. Üçüncü setin ortalarına kadar kendi gibi değil de ortalama bir tenisçi gibi oynayan ve ben dahil herkesi hayal kırıklığına uğratan Novak, sonlara doğru nihayet oyununu buldu ve 3.setin 10.oyununda servis kırarak maça geri döndü. Nihayetinde tie-break'e kadar zorladı İspanyol rakibini ama insandan ziyade bir makina gibi işleyen Nadal, maçın en kritik anlarında performansını en üst düzeye taşıyarak karşılaşmayı kazanmayı bildi. Kuşkusuz Federer gibi yaşayan bir efsanenin bile tüm kusursuzluğuna rağmen toprak kortta deviremediği bir isim Nadal ve Djokovic'ten bugün bir galibiyet beklemek hayalcilik olurdu. Tabii ki maçı biraz daha zorlamasını en azından gerçek performansını sahaya yansıtabilmesini beklerdik ama Nadal'a karşı bunları hem de bu kadar genç yaşta yapmak o kadar da kolay iş değil. Birkaç düzine fırına ihtiyacı var muzip Sırp'ın. O da el mahkum, Paris'te herkesin Nadal için söylediği şarkıya devam etmek mecburiyetinde; "Belki, bir gün...".

Ha bu arada Bay Roland Garros için de bir iki laf söylemek zorundayız galiba. 21 yaşında şimdiden bu kortların efsanesi olan Nadal, dünya tarihinin gördüğü en ideal toprak kort oyuncusu ve onun kadar iyi bir yavaş kort oyuncusu daha görebilir miyiz? Açıkçası hiç sanmıyorum. Müthiş bir kuvvet, harika bir backhand, kusursuz bir baseline savunması, dudak uçuklatan bir hız... Eksikleri yok mu? Tabii ki var ama bu hali Roland Garros'un gelmiş geçmiş en büyük efsanesi olması için fazlasıyla yeterli. Vamos Rafa!

Roger Federer - Gael Monfils 6-4 5-7 6-3 7-5

Günün ikinci maçında dünya bir numarası Roger Federer, turnuvadaki son Fransız Gael Monfils'e karşı yine kendini pek sıkmadan oynadı ve tıpkı Gonzales'e karşı olduğu gibi bir set kaybetmesine rağmen en zorlandığı anlarda bile rahat görünmesini bildi. Fedex'i hepimiz biliyoruz ama Monfils, kendisine Fransızlar'ın neden bu kadar güvendiğini gözler önüne süren bir performans sergiledi. Canlı yayında Cahit Yavuz'un da dediği gibi atletik vücudu ve koordinasyonu tenis için çok uygun. Bunun yanında çok güçlü bir servise ve forehand'e sahip. Bu özelllikleriyle şimdiden önemli bir baseline ve power oyuncusu olması mümkün. Tabii ki henüz 21 yaşında ve kendini geliştireceğini de göz önüne alıyorum.

Sonuç olarak Roland Garros'ta yine aynı film. Yine bir Rafael Nadal-Roger Federer finali. Pazar günü görüşmek üzere. Mantığım Nadal gönlüm Federer diyor, ama her zaman olduğu gibi mantığımın kazanacağına eminim.

Thursday, June 5, 2008

Roland Garros'08 Yarı Final: Ivanovic vs Jankovic

Ana Ivanovic- Jelena Jankovic 6-4 3-6 6-4

Tek kelimeyle muhteşem bir maçtı. Yarı finalin ilk ayağındaki Safina-Kuznetsova maçına göre ise bir şaheserdi adeta. Nefes kesen ralliler, acımasız smaçlar, zeka dolu file önü puanları, drive volley'ler, gücün teknikle kapışması... Kısacası bayanlar tenisinde izleyebileceğimiz en müthiş karşılaşmalardan biriydi. Kazanan ve otomatikman dünya 1 numaralığına yükselen isimse kortların yeni kraliçesi Ana Ivanovic oldu.

Tenis, momentumlar oyunudur derler. Ne kadar doğru olduğunu bu maçta bir kez daha gördük. İlk sete Ivanovic'in gücü damgasını vurdu. İkinci sette, Ivanovic kendi servisinde 40-0, maçta ise 3-2 öndeyken Jankovic bir anda müthiş tekniğini konuşturmaya ve Ana'yı kortta sağdan sola savurmaya başlayınca dengesi bozulan Ivanovic önce oyunu sonra da seti kaybetti. Son sete yine Jankovic'in hakimiyetiyle girildi ama finali Ana'nın müthiş gücü ve enerjisi belirledi. Adeta 80'lerden kalma bir Ivan Lendl-Mats Wilander maçı izledik. Ivanovic'in gücü öyle bir noktadaki odaklandığı zaman korttaki rakibi kim olursa olsun oyunu istediği gibi dikte edebiliyor ve bu haliyle de Çek'lerin unutulmaz ismi Lendl'ı fazlasıyla anımsatıyor. Tabii ki 1.85'lik bu bebek yüzlü katil onun aksine çok daha sempatik ki bu alanda rakip Lendl olunca fazlaca bir soru işareti oluşmuyor tabii kafalarda!

Safina-Kuznetsova dalaşından sonra ilaç gibi gelen bir maçtı hakikaten. Jelena Jankovic çok gergin bir maçı kaybettikten sonra artık neredeyse Nemesis'i haline gelen rakibine sarılarak güzel bir görüntü izletti bizlere. Bayanlar tenisinin henüz 20 yaşındaki yıldızı Ivanovic'se bu zaferiyle, Henin'in yokluğunda yeni kraliçe benim dedi.

Finalde görüşmek üzere.

Roland Garros'08, Yarı Final: Kuznetsova vs Safina

Dinara Safina- Svetlana Kuznetsova 6-3 6-2

Maçın özeti, Kuznetsova o kadar berbattı ki pek de aman aman bir oyun çıkarmayan rakibesi Dinara Safina kortta Monica Seles gibi gözüktü. Kazandığı sürpriz ve geri dönüşlü galibiyetlerle turnuvanın en renkli siması haline gelen Dinara Safina'nın birkaç etkili return'u dışında koca yarı final mücadelesinde doğru dürüst winner yoktu. Ne kadar kalitesiz ve sıkıcı bir yarı final karşılaşması olduğunu siz hesap edin artık. Ralli sayısı 2'yi geçmedi. Kuznetsova sadece 2 kez servis oyununu kazanabildi ve açıkçası bu maça çok daha iyi hazırlandığı belli olan Safina'ya karşı adeta ezildi.

Sonuç olarak şampiyon adayım Kuznetsova kariyerinin en kötü tenisini oynamak için kariyerinin en büyük maçlarından birini seçerek hem beni hem de kendini deyim yerindeyse şişirdi. Bu yarı final maçının suratımıza çarptığı bir gerçek varsa o da Henin'siz bayanlar tenisinin tarihinin en düşük seviyeli günlerini geçirdiğidir. Önümüzdeki yıllarda sürpriz bir süper yetenek çıkmazsa 90'ları ve 2000'lerin başını mumla aramaya devam edeceğiz gibi gözüküyor. Sırada WTA'in en büyük umutları Ivanovic ve Jankovic'in maçı var. Umarım yarı finale yakışan bir tenis izleriz.

Wednesday, June 4, 2008

Roland Garros'08- Final Four

Fransa Açık 2008'de keyifli bir turnuvanın son günlerine yaklaşırken tek bayanlarda Doğu Avrupalılar, tek erkeklerde ise "Büyük Üçlü"'nün hakimiyeti kendini iyice göstermeye başladı.

Henin'in vedası, Mauresmo'nun sakatlıklarla dağılan konsantrasyonu ve Williams kardeşlerin form düşüklüğü sonrası meydanı iyice ele geçiren Doğu Avrupa tenisi, Roland Garros'ta toprak kort icin genellikle zayıf olarak tanınan ekollerine rağmen 2008'e tamamen damgasını vurmuş durumda. Hem de en iddialı temsilcisi Maria Sharapova'nın turnuvaya erken veda etmesine rağmen.

Yarı finalde iki Rus, Svetlana Kuznetsova ve epik geri dönüşlerden sonra Sharapova ve Dementieva gibi isimleri eleyerek buralara gelen Dinara Safina karşı karşıya gelirken, kuranın diğer tarafında Sırp tenisinin gözbebekleri Ana Ivanovic ve Jelena Jankovic finale yükselme mücadelesi yapacak. Madem söz buraya geldi bir önceki yazımda yaptığım tahminleri de bir gözden geçirelim bakalım. Şampiyon adayım Svetlana Kuznetsova yarı finale kadar beklediğim gibi hiç zorlanmadan geldi, erken elenir dediğim Sharapova da sözümden çıkmadı. Fakat güçlü bir geri dönüş yapmasını beklediğim isimlerden Serena Williams çuvalladı ve açıkçası Dinara Safina'da beni şaşırtan bir çıkışa imza attı. Safina demişken, Sharapova'yı 4.turda elemesi bir yana Dementieva karşısında ilk seti kaybedip, ikinci sette 5-2'den geri dönerek maçı kazanması hakikaten takdire şayandı. Antipatiklik konusunda abisi Marat Safin'den geri kalmayan Dinara'nın heybetli fiziğine karşın kortta bu kadar hareketli olması ve Dementieva gibi bir baseline ustasını neredeyse tüm maçı dip çizgiden oynayarak devirmesi etkileyici. Fakat kontrol edemediği siniri ve heyecanı onu en üst seviyeden uzak tutacak noktalar olacaktır. Kuznetsova karşısında kendisine şans tanımıyorum, Ivanovic-Jankovic mücadelesinde ise tarih tekerrür eder ve Ivanovic vatandaşını yine devirir. Şampiyon adayım, halen değişmedi. Dediğim gibi bu sene Kuznetsova'nın senesi.

Ve erkekler... Artık erkekler tenisini "büyük üçlü ve diğerleri" olarak kategorize etmek pek de yanlış olmayacaktır. Tabii ki toprakta Nadal ve heryerde Federer'in yeri ayrı ama Djokovic de bu ikiliye rahat nefes alma şansı tanımayacaktır. Rafael Nadal ikinci evi Paris'te güle oynaya yarı finale kadar çıkarken, Djokovic karşısında ne kadar zorlanacağı benim en büyük merak konum. Kaybedeceğini zannetmiyorum, İspanyol boğası toprakta hakikaten ayrı bir hakimiyet sergiliyor. Öte yanda İsviçreli raket Roger Federer her zamanki gibi eşsiz tekniği ve zarafetiyle izleyenleri büyülemeye devam ediyor. Bugün oynanan maçta Şilili Fernando Gonzalez'e karşı ilk seti kaybetmesine rağmen sonrasında kusursuz bir maç çıkaran Fedex belki bu sene de Nadal'a kaybedecek ama bu, döneminin ve tenis tarihinin en zarif, en becerikli ve en asil raketi olduğu gerçeğini kesinlikle tehdit edemeyecek. Açıkçası kaybeden bir Federer bile toprakta dahi tartışmasız şampiyon Rafael Nadal'dan çok daha fazla keyif veriyor. Böyle bir repertuar, böyle bir özgünlük... Gerçekten hayran olmamak elde değil. İsviçreli için en büyük handikap her zaman mükemmelliğinin getirdiği baskı olmuştur ve onu zorlayan tenisçiler de hep bu yönünden en çok faydalanan isimlerdir. Kaybetmeye alışık olmayan psikolojisi zaman zaman onun en büyük düşmanı haline geliveriyor ve toprak kortta Nadal bu özelliğe fazlasıyla sahip, adeta bir duvar gibi en mükemmel ve zarif topları bile geri döndürmesi de cabası. Bir önceki yazımda Federer'e bu psikolojik zayıflığı yüzünden fazla şans tanımamıştım ama bu sene, bir ihtimal Nadal'ın toprak korttaki sorgulanamaz hakimiyetinin sonlandığı sene olabilir gibime geliyor. Tabii, Federer adına şampiyonluk hayalleri kurmadan önce "hometown hero" Gael Monfils karşısında neler yapacağını görmek lazım. Fransız raket, turnuvada evsahibi izleyicisinin elinde kalan son umut ışığı ama bu hüzmenin de pek de parlak olmadığı, önce Federer sonra da Nadal-Djokovic gibi rakiplerle karşılaşacağını düşünürsek aşikar.