BU YAZI EVRENSEL'E YAZILMIŞTI FAKAT GAZETENİN ANİ BİR KARARLA SPOR SAYFALARINI KALDIRMASINDAN SONRA BURAYA KISMET OLDU.
89’da Nonda’nın golü neleri değiştirdi neleri! Spor sayfalarının manşetlerini, köşe yazarlarının komplo teorileriyle dolu yazılarını, İlker Meral’in hakemlik kariyerini, lig liderini… Milletçe şark kurnazlarını severiz. “Çalıyor ama çalışıyor da” kamu görevlilerini değerlendirmede ilk koşulumuzdur. 80 sonrası yerleştirilen bir kültür müdür bilemiyorum ama üst düzeyde çalışan yetkililerin “çalma”, “torpil yapma”, “adam kayırma” gibi sahtekârlıkları Allah’ın emri olarak gerçekleştirebileceklerini kabullenmişizdir. “Benim memurum işini bilir” zihniyetinin bunda etkisi var elbette.
Bu sebeplerden İlker Meral’in Kasımpaşa-Galatasaray maçındaki şovu başladığında herkesin aklına tribündeki Tayyip Erdoğan’ın etkisi geldi. Açık konuşayım benim de zihnime düşen ilk manşet: “Tayyip’in Eli” idi. Elano’nun vuruşuna Ali Güneş’in yaptığı plonjon ve elle kurtarış o kadar aleniydi ki bunu görememek için ya ileri derecede miyop ya da çok kötü bir hakem olmak lazım. Diğer bir seçenek de üst düzey yetkililerin baskısı. Maradona, 86 Dünya Kupası’nda İngiltere’ye eliyle attığı golden sonra “o benim değil Tanrı’nın eli” demişti. Galatasaray, Pazartesi akşamki maçı kazanamasaydı Ali Güneş’in eli de “Tayyip’in Eli” olarak literatüre geçecekti.
Robot sporcular, müşteri seyirciler
Salı sabahı ajanslara ilginç bir haber düştü. İsviçre’nin önde gelen hakemlerinden Massimo Busacca, Baden-Young Boys maçında aleyhinde tezahürat yapan taraftarları aşağıladığı gerekçesiyle 3 maç cezaya çarptırıldı. Aşağılamaktan kasıt tribünlere orta parmak göstermek onu da belirtelim. Yetkililer, saha içi aktörlerin “müşterilerle” hiçbir olumsuz temasa girmemesini istiyor ve “müşteri her zaman haklıdır” söylemini sahalara yerleştirmeye çalışıyor. Fakat FIFA ve UEFA’nın futbolcu ve hakemlere robot, seyirciye ise müşteri muamelesi yapması epey can sıkar bir hâl almaya başladı. Müthiş baskı altında ve olağanüstü adrenalin dolu bir ortamda mücadele eden sporcu ve hakemlerin bir de “müşterilerin” aşağılama ve sataşmalarına kayıtsız kalabilmeleri ne kadar mümkün, ne kadar insan doğasına uygun? Eduardo Galeano’nun “Biz Hayır Diyoruz”’cu hayat felsefesini benimsediğim için sporcuyu ve hakemi robot, seyirciyi ise müşteriye çevirmek isteyen bu mekanik dayatmalara “Hayır” diyorum.
Gay, Gebrselassie, Semenya
Artık bu köşede bir klasik haline gelen atletizm haberlerini de sizinle paylaşarak yazımı sonlandıracağım. Usain Bolt’un amansız ama umutsuz takipçisi Tyson Gay, Şangay’da 9.69(tarihin en iyi ikinci derecesi) koşarak ne kadar kaliteli bir atlet olduğunu yeniden gösterdi. Usain Bolt gibi 9.60’ın altına inmesi şimdilik zor gözüküyor ama Gay’in bu inatçı performansları ve rekabeti Bolt’un da rahatını kaçıracak ve onu daha iyi dereceler üretmeye itecektir. Berlin’de ise maratonun efsane ismi 35 yaşındaki Haile Gebrselassie, rekor kıramadı belki ama 2:06:08’lik derecesiyle birinciliği elde etti.
Son olarak Türkiye’deki yaygın basında Caster Semenya hadisesini eleştirel bir gözle işleyen tek yayının Evrensel olduğunu belirtmek lazım. Bunu olumlu mu telakki edersiniz olumsuz mu bilemiyorum ama ana akım medyada(başta Ntvspor) özellikle Güney Afrikalı yetkililerden gelen “test sonuçlarını Semenya’dan sakladık, onun çift cinsiyetli olduğunu biliyorduk” itirafından sonra “Oh işte pis çift cinsiyetli, gerçekler ortaya çıktı” gibi bir tavır oluştu. Oysa elitlerin kafasıyla düşünen kukla habercilerin anlamadıkları şey şu: Semenya’nın çift cinsiyetli olup olmaması bu konunun muhaliflerinin hiçbir zaman umrunda olmadı. Bizlerin karşı çıktığı şey bu kıza dayatılan cinsiyet testi, erkeğin kadına karşı sahip olduğu iddia edilen “fiziksel avantajların” cinsiyetçi yeniden üretimi ve Semenya’nın ve benzer tüm atletlerin elinden alınmaya çalışılan spor yapma hakkıdır. Spora, resmi ağızlardan değil muhalif yüreklerden bakmayı öğrendiğiniz zaman bu farkı siz de anlayacaksınız.
Showing posts with label Tyson Gay. Show all posts
Showing posts with label Tyson Gay. Show all posts
Tuesday, September 22, 2009
Tayyip'in eli
Etiketler:
Ali Güneş,
Caster Semenya,
İlker Meral,
Tayyip Erdoğan,
Tyson Gay
Wednesday, August 19, 2009
Galiptir bu yolda mağlup
BU YAZI İLK OLARAK EVRENSEL GAZETESİ'NDE YAYINLANMIŞTIR
Yaşadığımız çağ anın çağıdır. Enstantanelerin, imajların, birkaç saniyelik o biricik ve tekrarı mümkün olamayacak anların milyonların zihnini yönettiği bir çağ. Ve bu anların yaratılmasında başrolü oynayan o spor serüvencileri! Doğaya karşı, zamana karşı insan! Günümüz, tüm beşeriyet adına insanlığın limitlerini zorlayan “üstün insanların”, kazananların altın çağıdır. Başka türlü söyleyecek olursak da ikincilerin, kaybedenlerin hak ettikleri değeri göremedikleri bir dönemde yaşamaktayız.
ABD’li uzun atlamacı Bob Beamon, 1968 Mexico City Olimpiyatları’nda bir atlayış yaptı. Ama ne atlayış! Hiç düşmemecesine havalandı, mesafe 8 metre 90 santime eriştiğinde kimi gazetecilerce, “Beamon bulutlara dek yükseldi ve sonra biz fanilerin arasına döndü” biçiminde yorumlar yapıldı. Beamon, döndü dönmesine ama artık o 23 sene boyunca yani erişilmez sanılan rekoru kırılana kadar insanlar arasında gezinen bir tanrıydı. İnsanoğlunun limitlerini paramparça eden yaşayan bir efsaneydi artık. Beamon, Meksika’nın başkentinde 8.90 atlamadan önceki rekor 8.35’le Sovyet sporcu Igor Ter-Ovanesyan’a aitti. Akranı olan Ovanesyan bu rekoru Beamon’dan sadece 1 sene önce gerçekleştirmişti. Tam 55 santim geliştirdi yani rekoru Beamon! Sanırım hadisenin neden bu kadar efsanevi olduğunu şimdi daha iyi anlamışsınızdır.
Tyson Gay, bundan bir ay önce Independent’a yaptığı açıklamada Usain Bolt’un apayrı bir seviyede olduğunu belirterek o izin vermediği sürece kimsenin onu geçemeyeceğini belirtmişti. “Bolt gibi adamları çalışamazsınız. O ya da LeBron James gibi adamlar doğanın harikalarıdır. Benim onun koştuğu dereceleri geçmeme imkân yok çünkü şu an Bolt’un zihni 9.40’lara inebiliyor. Bense bunu hayal bile edemem. Ama elimden geleni yapacağım ve Bolt’u zorlayabildiğim kadar zorlayacağım. En azından 9.69’u geçebileceğime inanmalıyım.”
Jamaikalı olduğu iddia edilen Kriptonlu Usain Bolt, tıpkı Beamon gibi insanoğlunun limitlerini tuzla buz etmiş bir doğa harikasıdır. Onun hem olimpiyatlardaki koşusunu, hem de pazar akşamki muhteşem rekorunu (9.58) hayatımız boyunca unutamayacağımız muhakkak. Beamon’un atlayışı, Julius Erving’in faul çizgisinden bastığı smaç, Maradona’nın 86 Dünya Kupası’ndaki golü, Jordan’ın havada el değiştirerek attığı turnike, Phelps’in arka arkaya kırdığı rekorlar gibi Bolt’un bu performansları da tarihteki ölümsüz yerini ve zihinlerdeki efsanevi imajını perçinlemiştir.
Bolt’u daha önce çok yazdım o yüzden Tyson Gay üzerine iki çift laf etmek istiyorum. Yarışmacı ruha sahip bir sporcunun nasıl olması gerektiğinin dersini veriyor Gay cümle âleme. Bolt’u geçemeyeceğini biliyor belki ama yine de deniyor, Samuel Beckett’ın dediği gibi kaybediyor belki ama yılmıyor bir dahaki sefere daha iyi yeniliyor. Bolt’u daha iyi olmaya zorluyor, yalnızca işini yapıyor. Kaybettiği zaman da 1.95’lik fenomen rakibinin hakkını vermesini biliyor. Yarış sonrası Gay’in bir görüntüsü ekranlara yansıdı. Amerikalı sprinter hırsla ellerini birbirine vuruyor ve belli ki bir şeylerden şikayet ediyordu. Okuduğum ve dinlediğim bazı yorumlarda bunun sebebini Gay’in aşırı hırsına, Bolt tarafından devamlı madara edilmeyi kendisine yedirememesine vs. bağlayanlar olmuş. Gay’in amacı elbette kazanmaktı. Zaten öyle olmasa o piste adım atmazdı. Fakat kendisinin de dediği gibi asıl hedefi Bolt’u zorlayabildiği kadar zorlamak ve en azından eski rekor olan 9.69’u geçmekti. Ve bu hedefinden geri kaldığı için yarış sonrası dövündü, şikayet etti (9.71 koştu Gay, ki bu tarihin en iyi 3. derecesidir).
Doğrudur, Tyson Gay 2000’lerin Frankie Fredericks’idir. Frankie Fredericks de 200’de Michael Johnson ve 100 metrede Donovan Bailey’nin arkasında kalmaya mecbur olmuş müthiş bir atletti. Johnson gibi bir canavarın arkasındaki müzmin ikinciydi ama bu onun “pistlerin centilmeni” ve her şeyden öte harika bir atlet olmasına engel olmadı. Tıpkı Tyson Gay gibi. Spor dünyasının Bolt gibi efsanelere elbette ihtiyacı var. Fakat Gay gibi centilmen müsabıklara da en az onun kadar gereksinimimiz var (ah bir de bu kadar sık sakatlanmasa). Gay, dünyanın en iyisi değil ve Bolt izin vermediği sürece de olamayacak. Ama elinizden geleni yaptıysanız ikinci olmak da o kadar fena olmasa gerek!..
Yaşadığımız çağ anın çağıdır. Enstantanelerin, imajların, birkaç saniyelik o biricik ve tekrarı mümkün olamayacak anların milyonların zihnini yönettiği bir çağ. Ve bu anların yaratılmasında başrolü oynayan o spor serüvencileri! Doğaya karşı, zamana karşı insan! Günümüz, tüm beşeriyet adına insanlığın limitlerini zorlayan “üstün insanların”, kazananların altın çağıdır. Başka türlü söyleyecek olursak da ikincilerin, kaybedenlerin hak ettikleri değeri göremedikleri bir dönemde yaşamaktayız.
ABD’li uzun atlamacı Bob Beamon, 1968 Mexico City Olimpiyatları’nda bir atlayış yaptı. Ama ne atlayış! Hiç düşmemecesine havalandı, mesafe 8 metre 90 santime eriştiğinde kimi gazetecilerce, “Beamon bulutlara dek yükseldi ve sonra biz fanilerin arasına döndü” biçiminde yorumlar yapıldı. Beamon, döndü dönmesine ama artık o 23 sene boyunca yani erişilmez sanılan rekoru kırılana kadar insanlar arasında gezinen bir tanrıydı. İnsanoğlunun limitlerini paramparça eden yaşayan bir efsaneydi artık. Beamon, Meksika’nın başkentinde 8.90 atlamadan önceki rekor 8.35’le Sovyet sporcu Igor Ter-Ovanesyan’a aitti. Akranı olan Ovanesyan bu rekoru Beamon’dan sadece 1 sene önce gerçekleştirmişti. Tam 55 santim geliştirdi yani rekoru Beamon! Sanırım hadisenin neden bu kadar efsanevi olduğunu şimdi daha iyi anlamışsınızdır.
Tyson Gay, bundan bir ay önce Independent’a yaptığı açıklamada Usain Bolt’un apayrı bir seviyede olduğunu belirterek o izin vermediği sürece kimsenin onu geçemeyeceğini belirtmişti. “Bolt gibi adamları çalışamazsınız. O ya da LeBron James gibi adamlar doğanın harikalarıdır. Benim onun koştuğu dereceleri geçmeme imkân yok çünkü şu an Bolt’un zihni 9.40’lara inebiliyor. Bense bunu hayal bile edemem. Ama elimden geleni yapacağım ve Bolt’u zorlayabildiğim kadar zorlayacağım. En azından 9.69’u geçebileceğime inanmalıyım.”
Jamaikalı olduğu iddia edilen Kriptonlu Usain Bolt, tıpkı Beamon gibi insanoğlunun limitlerini tuzla buz etmiş bir doğa harikasıdır. Onun hem olimpiyatlardaki koşusunu, hem de pazar akşamki muhteşem rekorunu (9.58) hayatımız boyunca unutamayacağımız muhakkak. Beamon’un atlayışı, Julius Erving’in faul çizgisinden bastığı smaç, Maradona’nın 86 Dünya Kupası’ndaki golü, Jordan’ın havada el değiştirerek attığı turnike, Phelps’in arka arkaya kırdığı rekorlar gibi Bolt’un bu performansları da tarihteki ölümsüz yerini ve zihinlerdeki efsanevi imajını perçinlemiştir.
Bolt’u daha önce çok yazdım o yüzden Tyson Gay üzerine iki çift laf etmek istiyorum. Yarışmacı ruha sahip bir sporcunun nasıl olması gerektiğinin dersini veriyor Gay cümle âleme. Bolt’u geçemeyeceğini biliyor belki ama yine de deniyor, Samuel Beckett’ın dediği gibi kaybediyor belki ama yılmıyor bir dahaki sefere daha iyi yeniliyor. Bolt’u daha iyi olmaya zorluyor, yalnızca işini yapıyor. Kaybettiği zaman da 1.95’lik fenomen rakibinin hakkını vermesini biliyor. Yarış sonrası Gay’in bir görüntüsü ekranlara yansıdı. Amerikalı sprinter hırsla ellerini birbirine vuruyor ve belli ki bir şeylerden şikayet ediyordu. Okuduğum ve dinlediğim bazı yorumlarda bunun sebebini Gay’in aşırı hırsına, Bolt tarafından devamlı madara edilmeyi kendisine yedirememesine vs. bağlayanlar olmuş. Gay’in amacı elbette kazanmaktı. Zaten öyle olmasa o piste adım atmazdı. Fakat kendisinin de dediği gibi asıl hedefi Bolt’u zorlayabildiği kadar zorlamak ve en azından eski rekor olan 9.69’u geçmekti. Ve bu hedefinden geri kaldığı için yarış sonrası dövündü, şikayet etti (9.71 koştu Gay, ki bu tarihin en iyi 3. derecesidir).
Doğrudur, Tyson Gay 2000’lerin Frankie Fredericks’idir. Frankie Fredericks de 200’de Michael Johnson ve 100 metrede Donovan Bailey’nin arkasında kalmaya mecbur olmuş müthiş bir atletti. Johnson gibi bir canavarın arkasındaki müzmin ikinciydi ama bu onun “pistlerin centilmeni” ve her şeyden öte harika bir atlet olmasına engel olmadı. Tıpkı Tyson Gay gibi. Spor dünyasının Bolt gibi efsanelere elbette ihtiyacı var. Fakat Gay gibi centilmen müsabıklara da en az onun kadar gereksinimimiz var (ah bir de bu kadar sık sakatlanmasa). Gay, dünyanın en iyisi değil ve Bolt izin vermediği sürece de olamayacak. Ama elinizden geleni yaptıysanız ikinci olmak da o kadar fena olmasa gerek!..
Etiketler:
bob beamon,
Evrensel,
frankie fredericks,
mithat fabian sozmen,
Tyson Gay,
Usain Bolt
Wednesday, September 3, 2008
9.59 Adına

Rekorlar atletizmin ana yakıtıdır ve Usain Bolt'un Beijing'de gerçekleştirdiği mucizeler son dönemde sporun hakettiği ilgiyi yeniden kazanmasını sağladı. Bolt'u şov yaptığı gerekçesiyle eleştiren Jacques Rogge'un bu açıdan Jamaikalı sprintere duacı olması lazım. Neyse rekorlar, spora heyecan getirdiği gibi sporcuların da önüne yeni hedefler koyar ve nihayetinde de yeni rekorları getirir. Powell'ın dün Lozan'da koştuğu 9.72 yeni rekorun ilk habercisiydi. Olimpiyatlarda Bolt'un kırdığı 9.69'luk rekorun uzun süre tedavülde kalmayacağı zaten kesin. Bolt, o yarışta son 20 metrede zaferini kutlamaya başlaması şu an 9.50'lerden söz ediyor olabilirdik. Zaten 100 metre rekorunda asıl merak uyandıran soru şu? Bolt dışında birisi bu rekoru geliştirebilir mi? Powell dünkü 9.72'siyle "bende varım" dedi. Yarış öncesi de hedefinin 9.59 olduğunu açıkça belirtmişti. Bu iddialı açıklamalar ve performanslar 1 hafta içinde gerçekleşecek 3 önemli yarışın öneminin daha da artmasını sağlıyor. Pazar günü Rieti'de ve sonrasında Brüksel ve Stuttgart'ta gerçekleşecek 100 metre yarışları müthiş bir heyecanla bekleniyor. Rieti'de sadece Powell'ı izleyeceğiz. Bolt yine ana branşı 200 metrede takılacak ama Cuma günü Brüksel'de bu ikiliye Tyson Gay'in de katılımıyla birlikte olimpiyatlarda yaşayamadığımız üçlü heyecanı yaşama imkanı bulacağız ve muhtemel bir rekoru da gözleyeceğiz.
Etiketler:
100 metre,
200 metre,
Asafa Powell,
atletizm,
IAAF,
rieti,
sprint,
Tyson Gay,
Usain Bolt
Sunday, July 6, 2008
Tyson Gay 200 Metre'de Yok

"Maalesef bu iş böyle, dünyanın en iyi atleti de olsanız eğer eleme günü şans sizden yana değilse yarışları evinizden izlemek zorunda kalabilirsiniz." Bu sözler Birleşik Amerika'nın altın madalyalı atleti Wallace Spearmon'a ait ve rakibi Tyson Gay'in üzücü sakatlığı sonrası söylendi.
Oregon'da devam eden Amerika Birleşik Devletleri Olimpiyat elemelerinde 200 metre çeyrek final yarışlarına sakatlığı sebebiyle veda etti Tyson Gay. Böylece bu alanda dünya şampiyonu ünvanını elinde bulunduran atlet, olimpiyatlarda ülkesi adına 200 metre'yi koşamayacak. Dünya şampiyonunun en iddialı olduğu arenada yarışamayacak olması tabii ki çok üzücü. Fakat insanı asıl hayıflandıran aynı zamanda 100 metre dünya şampiyonu olan atletin, hem 100 hem de 200 metre'de altın madalya alarak bir tarih yazma fırsatını da bu şanssız sakatlıkla kaçırmış olması. Eğer o lanet kramp Gay'in bacağına formalite bir çeyrek final elemesi öncesi girmemiş olsaydı önümüzdeki ağustos ayında rekortmen sprinter, adını Jesse Owens ve Carl Lewis gibi iki efsanenin yanına yazdırabilirdi.
Hem 100 hem de 200'de bu kadar başarılı olabilen atlet sayısı fazla değildir. Gay'in en büyük rakibi Jamaikalı Usain Bolt, Ato Boldon, efsane Jesse Owens ve tüm zamanların en iyi atletlerinden kabul edilen Carl Lewis dışında bu kategoriye girebilen üst düzey atlet bulmak pek de kolay değil. Bu bakımdan Amerikalı atletin kaçırdığı fırsat çok önemli.
Bu noktada Amerikan Olimpiyat Eleme Sistemi'ne de ciddi eleştiriler yöneltebiliriz. Spearmon'un dediği gibi dünyanın en iyi atleti olabilirsiniz ama bu olayda olduğu gibi yaşadığınız ufak bir talihsizlik sizi kariyerinizin en önemli fırsatından edebilir. Birleşik Devletler dışında bu kadar katı bir eleme sistemiyle olimpiyata atlet seçen bir ülke daha bulmak zor. Sonuçta bu hata-şanssızlık-iltimas kabul etmeyen sistemden zararlı çıkan yine Amerikan atletizmi oluyor. Eğer Gay'in en büyük rakibi Usain Bolt 100 ve 200'de altın madalyaya ulaşarak şampiyon olursa mevcut sisteme yöneltilecek eleştirilerin şiddeti daha da artabilir.
Sonuç olarak 2008 Pekin Olimpiyatları 200 metre yarışlarında Tyson Gay'i şanssız bir sakatlık ama daha önemlisi gereksiz katı bir Amerikan Eleme Formasyonu sebebiyle izleyemeyeceğiz. Böylece örselenen Bolt-Gay rekabeti de 100 metreyle sınırlı kalacak.
Etiketler:
200 metre,
Carl Lewis,
jesse owens,
mithat fabian sozmen,
Pekin 2008,
Tyson Gay,
Usain Bolt
Subscribe to:
Comments (Atom)