Showing posts with label Pekin 2008. Show all posts
Showing posts with label Pekin 2008. Show all posts

Sunday, July 6, 2008

Tyson Gay 200 Metre'de Yok




"Maalesef bu iş böyle, dünyanın en iyi atleti de olsanız eğer eleme günü şans sizden yana değilse yarışları evinizden izlemek zorunda kalabilirsiniz." Bu sözler Birleşik Amerika'nın altın madalyalı atleti Wallace Spearmon'a ait ve rakibi Tyson Gay'in üzücü sakatlığı sonrası söylendi.

Oregon'da devam eden Amerika Birleşik Devletleri Olimpiyat elemelerinde 200 metre çeyrek final yarışlarına sakatlığı sebebiyle veda etti Tyson Gay. Böylece bu alanda dünya şampiyonu ünvanını elinde bulunduran atlet, olimpiyatlarda ülkesi adına 200 metre'yi koşamayacak. Dünya şampiyonunun en iddialı olduğu arenada yarışamayacak olması tabii ki çok üzücü. Fakat insanı asıl hayıflandıran aynı zamanda 100 metre dünya şampiyonu olan atletin, hem 100 hem de 200 metre'de altın madalya alarak bir tarih yazma fırsatını da bu şanssız sakatlıkla kaçırmış olması. Eğer o lanet kramp Gay'in bacağına formalite bir çeyrek final elemesi öncesi girmemiş olsaydı önümüzdeki ağustos ayında rekortmen sprinter, adını Jesse Owens ve Carl Lewis gibi iki efsanenin yanına yazdırabilirdi.

Hem 100 hem de 200'de bu kadar başarılı olabilen atlet sayısı fazla değildir. Gay'in en büyük rakibi Jamaikalı Usain Bolt, Ato Boldon, efsane Jesse Owens ve tüm zamanların en iyi atletlerinden kabul edilen Carl Lewis dışında bu kategoriye girebilen üst düzey atlet bulmak pek de kolay değil. Bu bakımdan Amerikalı atletin kaçırdığı fırsat çok önemli.

Bu noktada Amerikan Olimpiyat Eleme Sistemi'ne de ciddi eleştiriler yöneltebiliriz. Spearmon'un dediği gibi dünyanın en iyi atleti olabilirsiniz ama bu olayda olduğu gibi yaşadığınız ufak bir talihsizlik sizi kariyerinizin en önemli fırsatından edebilir. Birleşik Devletler dışında bu kadar katı bir eleme sistemiyle olimpiyata atlet seçen bir ülke daha bulmak zor. Sonuçta bu hata-şanssızlık-iltimas kabul etmeyen sistemden zararlı çıkan yine Amerikan atletizmi oluyor. Eğer Gay'in en büyük rakibi Usain Bolt 100 ve 200'de altın madalyaya ulaşarak şampiyon olursa mevcut sisteme yöneltilecek eleştirilerin şiddeti daha da artabilir.

Sonuç olarak 2008 Pekin Olimpiyatları 200 metre yarışlarında Tyson Gay'i şanssız bir sakatlık ama daha önemlisi gereksiz katı bir Amerikan Eleme Formasyonu sebebiyle izleyemeyeceğiz. Böylece örselenen Bolt-Gay rekabeti de 100 metreyle sınırlı kalacak.

Monday, June 30, 2008

Michael Phelps: Mark Spitz'in izinde bir madalya avcısı




Bireysel sporlar, rekabetin en kıyasıya yaşandığı alanlardır. Küçücük çocuklar henüz yaptıkları sporun ne olduğunun farkına dahi varamadan ebeveynlerinin yahut antrenörlerinin yarattığı "kazanma" çılgınlığına itilirler. Çoğu kaybetmenin verdiği eziklik ve dış baskılara dayanamayarak spordan kopar. Hatırı sayılır bir kısmı da doping belasına bulaşır. 70'lerin efsane yüzücüsü Mark Spitz bu iki gruba da dahil değildi. O, süper bir yetenekti. Baskıyla nasıl başa çıkılacağını biliyordu ve küçüklüğünden beri programlandığı kazanma işinde oldukça iyiydi. "Önemli olan yüzmek değil kazanmaktır". Benim nefret ettiğim bu söz, Mark Spitz'in babasına aitti ve hakkını verelim belki de bu otoriter itici güç onun rekortmen bir yüzücü olmasında büyük rol oynadı.

California'lı Mark Spitz(koleji Indiana'da okumuştur yani bir Hoosier'dır), 1972 Münih Olimpiyatları'nda kazandığı 7 altın madalyayla halen kırılması zor bir rekoru elinde bulundurmaktadır. 2004 Atina'ya kadar yüzücülük tarihi ne Popov'lar ne Flying Dutchman'lar(pieter van den Hoogenband), ne Thorpe'lar gördü de bu rekora yaklaşabilen dahi olmadı. Ama ayak seslerini milenyumun başından itibaren duymaya başladığımız Baltimore Mermisi Michael Phelps Atina'da kazandığı 6 altın madalyayla Spitz'in rekorunun da ömrünün sonlarına geldiğini hissettirdi. Michigan çıkışlı Phelps şu sıralar kariyerinin doruğunda. 23 yaşında ve bir yüzücü için en formda döneminde. Rekor üzerine rekor kırıyor ve neredeyse hepsinde imzası bulunan bu derecelere bir yenisini de dün ekledi. En güçlü rakibi Ryan Lochte'ye karşı kazandığı son yarışta, 400 metre karışık rekoruna 4 dakika 5.25 saniyeyle yeni bir şekil verdi ve olimpiyatlar öncesi performansının üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Küçükken kendisine hiperaktivite teşhisi konulan Michael Phelps, fazla enerjisini harcamak için başladığı bu sporda kaybetmek nedir bilmeyen bir fenomene dönüştü ve nihayetinde dünya tarihinin en iyisi olmak için sadece gün sayıyor. Artık sporu bırakmış olsa da yüzücülüğün ondan önceki en büyük ismi Mark Spitz ise, rekoruna göz diken bu adamı hayranlıkla izlediğini hep belirtmiştir ve "Umarım rekorum kırıldığında ben de orada olurum" sözü onun hırs olayını babası kadar abartmadığının bir kanıtı olsa gerek. Sporun ana ilkesi bireyler arasında seviyeli bir rekabet yaratmak ve neticesinde insanoğlunu ileriye götürmektir. Bu ilkeyi en doğru şekilde yaşatan ve 2008 Pekin'e ayrı bir anlam katan bu iki sporcuya teşekkürler...

2007'de Mark Spitz'le yapılan bir röportajı aktararak yazıyı sonlandırıyorum.

Gazeteci: Münih'te 7 altın kazandığınızda kendinizi aya çıkan ilk insan olarak değerlendirmiştiniz. Peki Phelps, rekorunuzu egale ederse buna tepkiniz ne olur?

Spitz: Galiba Phelps aya çıkan ikinci insan olur.

Gazeteci: Peki, ya 8 altın kazanırsa?

Spitz: Mars'a çıkan ilk insan!

Wednesday, January 23, 2008

Ada'nın Yükselen Yıldızı : Harry Aikines-Aryeetey


Spora her zaman büyük önem veren İngilizler, son dönemlerde tüm ilgi ve yatırımlarına rağmen bekledikleri sonuçları alma konusunda büyük hayal kırıklıklarına uğradılar. Milli futbol takımları beklenen başarıları yakalayamadı ve son olarak Avrupa Kupası'na katılma hakkını bile elde edemedi. Teniste tek umutları Tim Henman, değil bir grand slam şampiyonluğu, final dahi göremedi ve sonunda da kronik sakatlıkları sonucu emekli olmak zorunda kaldı. Büyük başarılar bekledikleri atlet Christine Ohuruogu tarihin en büyük bayan 400 metrecisi olması ümit edilirken doping cezası aldı. Gerçi yazın dünya şampiyonasında kazandığı altınla kendisine yöneltilen eleştirileri biraz hafifletti ama yine de şüpheli gözler hep üzerinde.

Tüm bu hayal kırıklıklarına rağmen İngilizler hep sabırlı olmayı bildi. Fakat artık kum saati akmaya başladı. Malum 2012 Olimpiyatları Londra'da düzenlenecek ve evsahipleri atletizmin en prestijli alanlarında altın madalya alma konusunda son derece hevesli ve sabırsızlar. En büyük umutları ise 20 yaşında bir delikanlı. Harry-Aikines Aryeetey. Genç Harry, 2004'ten beri ulusal medyanın merceğinde. 16 yaşında 100 ve 200 metrede kazandığı altın madalyalar, 2005'te BBC'nin afilli "Yılın Genç Sportif Kişiliği" ödülünü kazanmasını ve IAAF tarafından Yılın Yükselen Yıldızı seçilmesini sağladı. 100 ve 200 metre yarışçısı olması ortodoks atletik görüşlere aykırı gelse de kanımca bu onun sıradışı bir atlet olduğunun kanıtından başka bir şey değil. Sadece 100 metreci ya da 200 ve 400 metrede yenilmez olan çok atlet gördük ama hem 100 hem de 200 metrede jenerasyonunun en iyisi olarak öne çıkması gerçekten çok etkileyici. Henüz 18 yaşında 200 metrede 21 saniyenin, 100 metrede ise 10.40'ın altında dereceler verebilmesi ise Adalılar'ın ona bağladığı büyük madalya umutlarını açıklamaya yetiyor.

Gana kökenli genç atlet, bir yandan başarılı bir lise hayatını geride bırakırken aynı zamanda 2006 Dünya Gençler Şampiyonası'nda da 100 metre şampiyonu oldu ve 10.37'lik derecesiyle bu alanda yine akranlarının en iyisi olduğunu kanıtladı. Geçtiğimiz sezonu sırt sakatlığı ve koçu Trevor Graham'la ilgili şüpheler yüzünden sıkıntılı geçiren sprinter, 2008 itibariyle yeniden pistlere döndü. Şimdilik Pekin Olimpiyatları'nda yarışıp yarışmayacağı kesinlik kazanmadı ama geçtiğimiz günlerde 60 metre kapalı alan yarışında erken kariyerinde pek de alışık olmadığı yenilgilerden birini aldı. Yarış sonrası son derece olgun bir şekilde yaptığı "Tek isteğim yarın bir daha yarışmak ve kazanmak. Atletler böyle olmalıdır, her zaman kazanmak benim tek düşüncem. Sırt sakatlığımı atlattığım için mutluyum ama kaybettiğim için kızgınım." açıklaması onun ne kadar rekabetçi bir yapıya sahip olduğunu kanıtlıyor. Harry Aikines Aryeetey'in yeteneği ve ateşli, hırslı yapısı da zaten 2012 Londra'ya büyük önem veren İngiliz Atletizmi'nin en çok ihtiyacı olan şey.