Thursday, January 31, 2008

Gana'08 12.Gün


GÜNÜN MAÇLARI

TUNUS 0 ANGOLA 0

SENEGAL 1 GÜNEY AFRİKA 1

Bugün Afrika Kupası'nda grup maçlarının son günüydü. En denk grup olarak göze çarpan D grubu'nda güç eşitliğinin yaratması beklenen rekabet sahalara yansımazken bunda en büyük pay aralarında oynayan Tunus ve Angola'ya beraberliğin yetiyor olmasıydı. Yanlış anlaşılmasın sahada bir danışıklı dövüş olduğunu iddia etmiyorum ama her iki takımın da sahaya beraberlik için çıktığı bir gerçekti. Maç boyu seyirciler birkaç cılız ataktan fazlasını göremediler ve her iki ülke el ele çeyrek finale yükseldi. Kupanın tecrübeli takımı Tunus, son 8'de Kamerun'la zorlu bir karşılaşmaya hazırlanırken teknik direktör Roger Lemerre, takımıyla 2004'te kazandığı şampiyonluğu tekrarlamak niyetinde. 6 senedir Tunus futbolunun başında olan Fransız eski Avrupa Şampiyonu apoletli teknik adam, bu özelliğiyle Afrika futbolunda görmeye pek de alışık olmadığımız istikrar sözcüğünü bizlere anımsatıyor.

Grubun diğer maçındaysa iki hayal kırıklığı karşı karşıya geldi ve yenişemedi. Yeni bir yapılanmaya gitmesi şart gibi gözüken Senegal'de teknik patron Henryk Kaspercyzak 2.maçların sonunda ani bir kararla istifasını açıklamıştı. Geçici olarak görev başında bulunan Lamine N'Diaye'nin yerine kimin getirileceği ise turnuva sonrası kesinlik kazanacak. Güney Afrika'da ise yeni birşey yok. Kariyeri büyük bir düşüş içinde olan Carlos Alberto Parreira'dan mucize bekleyen Bafanalar'ın önümüzdeki Dünya Kupası'na kadar nasıl bir yenilenmeye gideceği merak konusu. Turnuva boyunca en dikkat çeken isimleri Club Brugge'lu Elrio Van Heerden ise gösterdiği performansla yüzü gülen sayılı Güney Afrikalı'dan biriydi.

Wednesday, January 30, 2008

Gana'08, 11.Gün



GÜNÜN MAÇLARI

KAMERUN 3 SUDAN 0

MISIR 1 ZAMBİYA 1

Kamerun cephesinde Sudan maçı öncesi iki soru işareti vardı. 1-Gruptan çıkabilecek miyiz? 2- Eto'o rekoru kıracak mı? Birincinin cevabı, Kamerun gibi kaliteli bir kadro için basitti. Rakip Sudan'dı ve galibiyetten başka bir sonuç düşünülemezdi. 28'de favori öne geçti ve film koptu. 2.sorunun cevabı daha karmaşıktı ama onun cevabı da 28'de geldi. Barcelona'nın yıldızı Samuel Eto'o kazanılan penaltı atışını Elmuiz Abdalla'nın solundan filelere gönderince Afrika Uluslar Kupası'nda bir tarih de yazılmış oldu. Bu gol Samuel'in 15.ci Afrika Kupası gölüydü ve rekorun önceki sahibi Laurent Pokou'nun ismi tarih defterlerindeki tozlu yerini almaya hazırdı. Kamerun zayıf rakibi karşısında iki gol daha buldu ve Mısır'ın arkasından ikinci olarak çeyrek finale yükseldi.

Grubun diğer maçında gruptan çıkması garanti olan son şampiyon Mısır, Zambiya karşısında halet-i ruhiyesine uygun olarak rahat bir oyun oynadı ve 1-1 berabere kalarak gruptan lider çıkmayı başardı. Mısır rahat oynadı dediysek maçı ciddiye almadı demek istediğimizi kimse zannetmesin. Kuzey Afrika ekibi her zamanki gibi bu maça da takım ruhunu ve yardımlaşmasını taşımıştı. Sadece hırslanmaları için fazla sebep yoktu ve özellikle 60'den sonra oyunu rölantiye aldılar. Zaten golü de 88'de yediler. Mısır, belki Gana ya da Fildişi Sahili kadar dikkat çekmiyor ama turnuvayı ünvanını koruyarak tamamlarsa kimse şaşırmasın.

Tuesday, January 29, 2008

Gana'08, 10.Gün





GÜNÜN MAÇLARI

NİJERYA 2 BENİN 0

FİLDİŞİ SAHİLİ 3 MALİ 0

Bu akşamüstü Nijerya'da gergin ve umutsuz bir bekleyiş vardı. Akşam olup maçlar sona erdiğinde ise gerginliğin yerini sevinç ve kutlamalar aldı. Gruptan çıkmayı garantileyen Fildişi Sahili'nin Mali maçını ne kadar ciddiye alacağı "Kara Kartallar" için bir merak konusuydu ama kadrolar açıklandığında "Filler"'in vites küçültme gibi bir niyetlerinin olmadığı anlaşıldı. Fildişi Sahili, dişli rakibi Mali karşısında henüz 10.dakika dolmadan Drogba'yla öne geçti ve kıtanın en güçlü takımı hakimiyetini maç boyu elden bırakmadı. Stoperler ve kaleci dışında Fildişi Sahili'nin hiçbir zayıf noktası yok ve kuvvetli takım oyunlarıyla bu handikaplarını da görünmez kılmayı beceriyorlar. Mali ise kendinden beklenen sürprizi Seydou Keita'nın cansiperane oyununa rağmen gerçekleştiremedi. Bunda takım arkadaşı Frederick Kanoute'nin uyur gezer oyunun da etkisi vardı kuşkusuz ama gerçek olan bir şey varsa o da Keita'nın turnuvanın en iyi orta saha oyuncularından biri olduğu. Fildişi Sahili, 54'te Benficalı stoperi Zoro'nun kafa golüyle galibiyetini perçinledi ve 85'te Bundesliga patentli Sanogo'yla sonucu belirledi. Bakalım kıtanın en güçlü takımı çok istediği şampiyonluğa bu turnuvada ulaşabilecek mi? Filler'in çeyrek finaldeki rakibi tehlikeli Gine takımı olacak.

Öte yandan kaderi Mali ve Fildişi Sahili'nin elinde olan Nijerya, zayıf rakibi Benin karşısında toplam ederleri 60 milyon dolara yaklaşan John Obi Mikel ve Ayiegbeni Yakubu'nun golleriyle sonuca gitti. Sadece bu iki oyuncuya ödenen paranın Afrika ekonomisindeki yerini bir düşünün diye bu rakamları verdim. Dudak uçuklatıcı... Neyse güçlü ve pahalı kadrosuna rağmen hayal kırıklığı yaratmaya devam eden Nijerya kendi görevini yaptı ve kulaklarını Fildişi Sahili-Mali maçına çevirdi. Sonuç, sevindiriciydi. Gelecek ise biraz flu. Zira Afrika'nın en kalabalık ülkesini çeyrek finalde evsahibi Gana bekliyor olacak.

Monday, January 28, 2008

Gana'08, 9.Gün



GÜNÜN MAÇLARI

GİNE 1 NAMİBİYA 1

GANA 2 FAS 0

A Grubu'nda bugün kader tayin günüydü ve Fas, sahip olduğu kaliteli kadro ve fiyakalı başlangıca rağmen hiç de etkileyici olmayan bir Gine takımının arkasında kalarak turnuvadan elendi. Gine, grubun şamaroğlanı Namibiya'yı hücumunun herşeyi Feindouno'suz çıktığı maçta mağlup edemezken buna rağmen Fas'ın evsahibi Gana'ya kaybetmesiyle korkulu rüya görmekten kurtuldu. Feindouno'suz Gine'nin de hücum gücünün ne kadar zayıfladığını bu maçta daha iyi tetkik etme fırsatı bulduk. Forvetin arkasında fasilitör görevi gören St.Etienneli yıldız oyuncunun yokluğunda hücumun sağ ve solunda görevli olan Bangoura ve Mansare'de tüm etkilerini kaybediyorlar. Esasında kapanan bir rakip ve sıkışık oyun, Gine'nin en son istediği şey dolayısıyla bu maçı ilerisi için ölçü olarak almak hata olur. Gine, çeyrek finalde muhtemelen kendisine karşı açık oynayan bir takımla karşılaşacak ve patlayıcı, ani hücumlara dayanan oyunundan daha iyi beslenmeyi bilecek. Bunun en iyi örneğini zaten Fas maçında görmüştük. Tabii, Gine'nin en önemli sorunlarından biri olarak gözüken orta sahada tutucu bir çapanın eksikliği ya da mevcut isimlerin bu konudaki yetersizliği, teknik direktör Robert Nouzaret'nin önlem alması gereken bir eksiklik olarak göze çarpıyor.

Grubun diğer maçındaysa evsahibi Gana, hırs ve ateşten yoksun Fas takımı karşısında orta sahadaki 2 dinamosu Essien ve Muntari'yle sonuca gitti. İkilinin birbirine yaptığı asistlerle maçı 2-0 kazanarak bir üst tura yükselen Gana hakikaten fizik güç olarak Afrika ortalamasının dahi çok üzerinde bir görüntü çiziyor. Dinamik ikili Essien ve Muntari takımın adeta motoru işlevi görüyor. Kanatlarda Arsenal çıkışlı Quincy Owusu-Abeiye ve Hearts'lı Kingston'ın(bu maçta oynamadı) istikrarsız bir görüntü çizmesi ve daha önce de bahsettiğim gibi forvetlerinin tek yönlülüğü ise Gana'ya sıkışık bir maçta zor anlar yaşatabilir. Yine de ilk tur sonrası rahatlıkla söyleyebiliriz ki ev sahibi Gana, Fildişi Sahili'yle birlikte turnuvanın en büyük favorisi.

GÜNÜN NOTU: Senegal teknik patronu, eski Polonyalı milli oyuncu Henryk Kasperczak, ilk 2 maçta alınan kötü sonuçlar sonrası ani bir kararla istifa etti.

Sunday, January 27, 2008

Melbourne'e Doğu Avrupa Damgası



2008'in ilk Grand Slam'ini geride bıraktık. Avustralya Açık, her zaman sürprizlerin turnuvası olmuştur ve bu sezon da turnuva namını inkar etmeden sürprizleriyle ön plana çıkmaya devam etti. Henüz ilk gün Britanyalılar'ın büyük umudu Andy Murray, Muhammed Ali kılıklı adı sanı duyulmamış bir Fransız'a elendiğinde Ada basını Murray'i abartılı bir şekilde eleştirmişti. Ne de olsa karşısında isimsiz bir raket vardı. Bu, tabloid basın için kaçırılmaz bir fırsattı. Andy, için rahat olsun seni eleyen çocuk finale kadar yürüdü. Ha bu arada Daily Mirror'ın koca haberinde(ya da Andy Murray karalaması diyelim) bir kez olsun anmadığı o ismi de anmak farz oldu artık... Jo Wilfried Tsonga, turnuvanın en büyük sürprizi...

Öyle büyük bir sürpriz ki, yarı finalde Djokovic'in Federer'i sahadan silerek elemesi dahi Tsonga'nın çıkışı karşısında olağan karşılandı. Turnuva boyunca kusursuza yakın bir performans gösteren genç Fransız'ın form düşüklüğü için seçtiği gün ise yanlıştı. Final maçında, Sırp rakibi Djokovic'e karşı turnuvadaki en kötü oyununu ortaya koyan Tsonga, açık konuşmak gerekirse ilk set hariç oyunun her dakikasında rakibinin aşağısında kaldı. Güçlü servisleri ve baseline'dan yaptığı derin forehand'leriyle kolay da pes etmedi gerçi ama sonucu belirleyecek kritik vuruşlar da rakibinin tekniğinin altında ezildi.

Novak Djokovic, tarihi yeniden yazan adam ya da ABD basının tabiriyle "The Next Big Thing" ise senelerdir verdiği "Bir gün Federer'i geçeceğim" sinyallerini boşa çıkarmadı ve efsane rakibini yarı final mücadelesinde adeta sahadan sildi. Rakibine karşı daha önce gösteremediği oyun bitirici hamleler dahil her alanda(özellikle mental) İsviçreli rakete üstünlük sağladı ve finalde de sürpriz rakibini maça kötü başlamasına rağmen devirmeyi bildi. Son dönemde önemli atak yapan Sırp tenisinin bayraktarı olan genç isimse Melbourne'de ülkesini gururlandırma konusunda yalnız değildi.

Ana İvanovic ve Jelena Jankovic, yükselen Sırp tenisinin WTA'deki temsilcileri, Avustralya Açık'ta kendilerinden beklenenleri boşa çıkarmadılar. 23 yaşındaki Jankovic yarı finalde şampiyon Maria Sharapova'ya kaybederken, 21 yaşındaki Ana Ivanovic de Rus rakibesine finalde boyun eğdi. Yine de kuşkusuz turnuvanın en formda tenisçisi karşısında alınan bu mağlubiyetler genç ikili için önemli birer tecrübe oldu.

Bayanlar şampiyonundan söz etmek gerekirse, Maria Sharapova, 40 milyon dolarlık senelik kazancıyla bu alanda sürdürdüğü rakipsizliğini kortlara da yansıtmayı bildi ve harika bir turnuvanın ardından set vermeden şampiyon oldu. Ana İvanovic'le oynadıkları final tarihin kalite olarak değil belki ama oyuncuların fiziksel yapıları bakımından en "güzel" finaliydi. Rus tenisçi her zamanki gibi imkansız vuruşları ilginç bir beceriyle sayıya dönüştürme yeteneğini çok iyi kullandı ve kariyerinin 3. grand slam şampiyonluğunu kazandı. Belki kazanan bir sporcu olmak için çok güzel ve bu sebeple kendisinden nefret eden birçok kimse var ama Sharapova rekabetçi yanıyla her zaman "hater"'ları haksız çıkarmaya devam ediyor.

Bir şampiyon Sırbistan, bir diğeri ise Rusya'dan. Avustralya Açık tarihinde daha önce böylesine bir Doğu Avrupa hakimiyetine rastlamamıştık doğrusu. En son 1989'da erkeklerde Çek Ivan Lendl'ın şampiyon olduğu turnuvada Helena Sukova bayanlar finalinde Steffi Graf'a kaybetmişti. Şimdiyse Doğu Avrupa tenisi için zirvenin tadını çıkarma zamanı.